Söz susar ve sadece nefes alırım; kalan saniyelerimi nefes alırım, isyan eden inciler gibi ve etrafımı saran, ateşlenmiş tenimi çevreleyen, sevgilerin doruğuna varana dek.
Aşk
​"Umut belki de gelecek sayfadadır. Kapatma kitabı hemen, biraz daha sabret. Gökyüzü hala mavi, kuşlar hala uçuyor ve biz hala nefes alıyoruz." ✍️🏻| Cemal Süreya
Alıntı
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Buna fânî dünyâ derler durmaz her daim döner
17. yüzyılın büyük divan şairi ve mutasavvıfı Niyâzî-i Mısrî'ye atfedilen, ancak yazarı için Laedrî (yazarı bilinmeyen/anonim) olarak da kimi kaynaklarda belirtilen, şu hikmetli dörtlük dünya telaşesi içinde ihmal edilen bir hakikati çarpıcı olarak hatırlatıyor insana: "Kimseye bâkî değildir, mülk-i dünyâ sîm-ü zer Bir harâb olmuş kalbi, tamîr etmektir hüner Buna fânî dünyâ derler, durmayıp, dâim döner Âdem oğlu bir fenerdir, âkıbet birgün söner!" Dünya, üzerinde nefes tüketen her canlının geçici bir süre konakladığı, nihayetinde arkasında sadece bıraktığı izleri taşıyan muazzam bir devridaim mekanizmasıdır. İnsanoğlu, bu kozmik akışın içinde maddiyatın, unvanların ve "sîm-ü zer" (gümüş ve altın) ile sembolleşen geçici mülklerin peşinde koşarken, çoğunlukla varoluşunun asıl merkezini, yani "kalbi" ihmal eder. Yukarıdaki hikmetli dörtlük, tam da bu gaflet perdesini yırtacak güçte bir hakikati yüzümüze çarpar: "Mülk geçicidir, insan fânidir; baki kalan yegâne değer ise bir gönle dokunabilmektir." Newtonyen bir determinizmle sadece görünen dünyaya, maddeye ve birikime odaklanan zihin, dünyayı kalıcı bir mülk zannetme yanılgısına düşer. Oysa zamanın durmaksızın dönen çarkı, en azametli sarayları bile un ufak ederken, maddiyatın insan ruhundaki boşluğu dolduramadığını defalarca kanıtlamıştır. İşte bu noktada kadim irfan geleneğimiz devreye girer ve bize asıl mimarlığın, taş duvarlar yükseltmek değil, yıkılmış bir gönlü ayağa kaldırmak olduğunu fısıldar: "Bir harâb olmuş kalbi, tamîr etmektir hüner." Bu cümle; Yunus Emre’nin "Gönül Çalab’ın tahtı / Çalab gönüle baktı" mısralarıyla özetlediği, insanı merkeze alan o muazzam ahlaki ve felsefi duruşun bir başka devirdeki aksisedasıdır. Kâinâtın özü insansa, insanın özü de kalbidir. Dolayısıyla haksızlıkla, liyakatsizlikle
Çok ağrım var… yine aynı yerden, yine aynı inatla. Nefes alıyorum ama içime ulaşmıyor sanki. Sanki ciğerime değil de, boş bir odaya gidip geliyor nefesim. Dayanıyorum… ama insan bazen dayanmakla yaşamak arasındaki farkı kaybediyor. Bir süre sonra acıya alışmıyor da, kendini yavaş yavaş yok saymayı öğreniyor. Bir yere uzansam geçecek sanıyorum, ama geçmiyor. Ağrı benimle birlikte uzanıyor yatağa. Hatta bazen benden önce gidip yerleşiyor yastığa.
Sabahın köründe makineli tüfek gibi alıntı patlatanların kitap okuduğuna inanmıyorum; yaptıkları tek şey dijital aforizma şovu. Hadi diyelim ki gerçekten okuyorlar bu daha da vahim. Sabahın ilk saatlerinde kafayı bu denli saplantıyla bozmak gerçek hayattan kopup sadece başkalarının cümleleriyle nefes almak kültürlülük değil basbayağı bir kaçış sendromu.
güne nefes alarak başlamak gerek..
1000Kitap