Susar mı şu gönül bir gün gelir de Duyduğum her bir ses sen olur musun Erir mi var ve yok gün gelir bir de Aldığım her nefes sen olur musun
İçim daralmıştı hava almaya çıktım geldiğimde bu mesajı gördüm..
Kalbin daralıyorsa, nefes almakta zorlanıyorsan, Allah'a sığın. O, her sıkıntıyı ferahlığa çevirendir.✨ Elhamdulillah..🥹
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Harflerin kanat çırpan minik ışıklar olduğunu düşünürüm hep. Ağzından dökülen içten bir cümle, birine nefes olur; Kalbine huzur taşır, karanlıklarda yolunu kaybetmiş bir ruha umut olur. ___ /Güven Taşdemir
Edebiyat
Portreni çizerken
Beklerken durup düşündüm, fani kalbimin asıl muradı, asıl istediği neydi diye; tek tek listeledim ve satırların sonunda yine senin temiz silüetini çıkardım karşıma. Anladım ki burası, yani bu sanal dehliz, hakikatin nefes aldığı bir yer değil; sadece zihnimizde yankılanan boş tahayyüllerden ibaret, adeta hayali resimler çiziyoruz burada. Ben de senin resmini çizdim zihnimde; lakin her fırça darbesinde görüntü daha da bulanıklaşıyordu, sanki içine bir sürü yabancı sen katılmış, katışıklı ve tahrif olmuş bir sureti seyrediyordum sensizliğin kimsesiz tuvalinde. Dışarıda sana benzer, senin şiarını taşıyan insanlar gördüm ama hiçbirinde seni bulamadım; zira sen Kur’an kokuyordun, Kur’an’ın o vakârını taşıyordun. Güya Kur’an hamili olanları gördüm, hadis alimlerini, hafızları gördüm; lakin kalplerine emanet edilen muazzam nuru amellierini bilmem ama dillerine taşıyamıyorlardı, taşıp dökülüyorlardı. Nice sineler müşahede ettim, iç dünyalarında, yüzlerinde bize gösterdikleri takva maskesinden zerre kadar eser yoktu. Seni göremedim; sadece senin silüetine bürünmüş ama senin ruhundan fersah fersah uzak, kalabalıklarla karşılaştım. Şimdi yine bekliyorum ama içimde tarifi imkansız bir korku var; çünkü bu yüzler yalan söylüyor, sahte ve laubali ruhlarıyla senin o temiz silüetini kirletiyorlar. Bekliyorum ama korkuyorum; senin duru tuvalini başka kirli fırçaların lekelediğini çok geç anlıyorum. O fırçaların tuvale dokunmasına müsaade edişim, sırf onları sen sandığımdan, seni bulduğumu zannettiğimdendi; oysa sahte fırçaların vurduğu her bir darbede senden, senin hakikatinden daha da uzaklaşıyorum. Nihayetinde yabancı fırçalara küstüm ve artık önüme gelen herkese fırça atıyorum. Eskiden öfkem sadece davam içindi, şimdi sevdam için de davam için de öfkeliydim; lakin bu
Her şey gelip geçici ey gönül. Bak az önce aldığın nefes bile geldi geçti. Sen baki olana razı ol.
Son hasbihal.
İçimiz dışımızla kavgalı, dışımız içimizle... Bir olmanın çok ötesinde bir yerlerdeyiz, ve dünyayı idrak etmenin en uzak köşesinde. Sabahın kuşlu ve dingin sesi kulaklarımıza kaçamıyor sanki ? Gece şehrin son uğultusu, ve tükenen nefesini hissedebiliyor muyuz ki ? Hem nefes alan sadece insan mı şu dünyada, Dinlemezsek, dünyanın kabarıp inen gögsünün sesini nasıl alışacağız buraya… Tahayyülemizin çok ötesi bir devirde hüküm sürüyoruz. Gözlerimizi gördüklerimize inandırma güçlüğü çekiyoruz. Evet fazlaca kalabalık Fazlaca gürültülü, Fazlaca duyarsız, umarsız, Hem epey de râyihasız bir devrin göbeğinde yaşıyor olsak da. Anlayabiliriz birbirimizi değil mi ? Biraz eşlik edebiliriz gideceğimiz yola… Mevsimler ne diye gelip geçiyor zaten ? Bu debdebeler çağında, Çiçeklenmiş bir bahçeye insanın kazayla gözü kaysa, bin yıl gönlü kalırken, Bunca mûcizevî İnsan manzaralarına nasıl duyarsız olabiliyoruz hem… Bakmayın siz, Bugünlerde kendime kırgınım ben! Öyle ya, kırılmayacak kadar sağlam değilem … Biraz sakin ve sessiz bir akşamın yağmur kokulu rüzgarıyla, Nietzsche'nin Böyle Buyurdu Zerdüşt'ün den iki cümle yolluyorum size, “İnsan, kirli bir nehirdir. Kirli bir nehri, kirlenmeden içine alabilmen için deniz olman gerekir." (S:70)
1000Kitap