Beklerken durup düşündüm, fani kalbimin asıl muradı, asıl istediği neydi diye; tek tek listeledim ve satırların sonunda yine senin temiz silüetini çıkardım karşıma. Anladım ki burası, yani bu sanal dehliz, hakikatin nefes aldığı bir yer değil; sadece zihnimizde yankılanan boş tahayyüllerden ibaret, adeta hayali resimler çiziyoruz burada. Ben de senin resmini çizdim zihnimde; lakin her fırça darbesinde görüntü daha da bulanıklaşıyordu, sanki içine bir sürü yabancı sen katılmış, katışıklı ve tahrif olmuş bir sureti seyrediyordum sensizliğin kimsesiz tuvalinde.
Dışarıda sana benzer, senin şiarını taşıyan insanlar gördüm ama hiçbirinde seni bulamadım; zira sen Kur’an kokuyordun, Kur’an’ın o vakârını taşıyordun. Güya Kur’an hamili olanları gördüm, hadis alimlerini, hafızları gördüm; lakin kalplerine emanet edilen muazzam nuru amellierini bilmem ama dillerine taşıyamıyorlardı, taşıp dökülüyorlardı. Nice sineler müşahede ettim, iç dünyalarında, yüzlerinde bize gösterdikleri takva maskesinden zerre kadar eser yoktu. Seni göremedim; sadece senin silüetine bürünmüş ama senin ruhundan fersah fersah uzak, kalabalıklarla karşılaştım.
Şimdi yine bekliyorum ama içimde tarifi imkansız bir korku var; çünkü bu yüzler yalan söylüyor, sahte ve laubali ruhlarıyla senin o temiz silüetini kirletiyorlar. Bekliyorum ama korkuyorum; senin duru tuvalini başka kirli fırçaların lekelediğini çok geç anlıyorum. O fırçaların tuvale dokunmasına müsaade edişim, sırf onları sen sandığımdan, seni bulduğumu zannettiğimdendi; oysa sahte fırçaların vurduğu her bir darbede senden, senin hakikatinden daha da uzaklaşıyorum.
Nihayetinde yabancı fırçalara küstüm ve artık önüme gelen herkese fırça atıyorum. Eskiden öfkem sadece davam içindi, şimdi sevdam için de davam için de öfkeliydim; lakin bu