8/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2026 98. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 21:44
Trajik Bağlar J. Bree Bizi Birleştiren Bağlar serisinin beşinci kitabı olan Trajik Bağlar, benim için serinin en duygusal ve en etkileyici kitaplarından biri oldu. Seriyi başından beri büyük bir keyifle okuyorum ve her kitapta karakterlere biraz daha bağlanıyorum. Bu yüzden kitap boyunca yaşanan olaylar beni hem heyecanlandırdı hem de duygusal anlamda oldukça etkiledi. Bu kitapta özellikle Nox karakterine daha yakından bakma fırsatı buluyoruz. Onun geçmişinde yaşadığı acıları ve çocukluğunda maruz kaldığı olayları okumak gerçekten yürek burkucuydu. Güçlü, sert ve korkusuz görünen bir karakterin içinde ne kadar büyük yaralar taşıdığını görmek beni çok etkiledi. Nox'un yaşadıklarını öğrendikçe ona karşı hissettiğim sempati daha da arttı. Özellikle Oli'ye karşı duygularını kabul etmeye başlaması ve aralarındaki ilişkinin ilerlemesi, uzun zamandır beklediğim gelişmelerden biriydi. North ise bu kitapta beni en çok etkileyen karakterlerden biri oldu. Sevdiği insanları kaybetme korkusuyla yaşadığı çaresizlik ve bunun onu nasıl etkilediği çok güzel işlenmişti. Güçlü görünmeye çalışan bir karakterin kırılgan taraflarını görmek hikâyeye derinlik katmış. O zor anlarda Oli'nin yanında olması ve onu yeniden ayağa kaldırması ise bağlarının ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha gösterdi. Oli'nin karakter gelişimi de oldukça başarılıydı. Serinin başındaki genç ve ne yapacağını tam bilemeyen karakterden eser kalmamış. Artık çok daha güçlü, kararlı ve çevresindeki insanları korumak için her şeyi göze alabilecek birine dönüşmüş durumda. Bağlarının da her koşulda onun yanında olması, ekip ruhunu ve karakterler arasındaki güveni çok güzel yansıtıyor. Serinin sonuna yaklaştığımız için birçok sır ve gerçek de yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyor. Bu durum hikâyenin temposunu yükseltiyor ve
Trajik BağlarJ. Bree · Olimpos Yayınları · 2026126 okunma
9/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2026 46. kitabı
Selamlar kitapkurtlarım. Size bir soru ile geldim. Sabah uyandığınızda veya durduk yere kendinize “Ben mi şu an hayal alemindeyim, yoksa rüyamda mı hayal alemindeydim?” diye o karman çorman düşüncelere daldığınız oldu mu? İşte böyle birkitap var elimde: Karanlık Madde. Kendi kendime rüyalarımdaki o hayatı öyle bir seviyorum ki geri dönmek istemiyorum veya hiç sevmeyip “Çok şükür benim gerçek hayatım burasıymış” diyerek can havliyle uyanıyorum. Kitabı okurken aklım sürekli bu gitgellerle ve şu soruyla boğuştu:Belki de şu an bu dünyada varolan halimiz, sadece tek bir olasılığın sonucu. Çoklu âlemlerin, farklı boyutların içerisinde bu hayatın bambaşka versiyonları aynı anda yaşanıyor olabilir. Başka bir boyutta, seçmiş olduğumuz farklı olasılıkların getirdiği bambaşka bir sonuçla, tamamen farklı bir formda hayat süren diğer “bizler” nefes alıyor olabilir. Rüyalarımızda gidip geldiğimiz, bazen kaybolduğumuz o yerler belki de sadece basit birer rüya değildir; ruhumuzun veya zihnimizin diğer âlemlerdeki versiyonlarımıza anlık birer ziyaretidir, kim bilir? O’na salat ve selam göndermiyor muyuz? İşin fizik kuralları, paralel evrenleri ya da kuantum kutuları sadece bu hikayenin bilimsel süsü. Kitap resmen bizim ihtimaller algımızla oynuyor. Kendi gerçekliğinin kıymetini bilmek ya da “ya diğer boyuttaki, diğer formdaki halim daha güzelse” diye o sarsıcı boşluğa düşmek isteyenler için harika bir yolculuk. Hikaye, kuantum fiziği profesörü olan Jason Dessen’ın etrafında dönüyor. Jason, ailesiyle mutlu ve sıradan bir hayat yaşarken bir gece maskeli bir yabancı tarafından kaçırılır. Kendine geldiğinde, hayatı tamamen değişmiştir: Artık evli değildir ve bir oğlu yoktur.Sıradan bir profesör değil, kuantum fiziğinde devrim yaratmış, imkansız bir teknolojiyi (çoklu evrenler arası
Karanlık MaddeBlake Crouch · Doğan Kitap · 2018433 okunma
Reklam
Michelle Heard dan Günahkârın Gücü incelemesi
8/10
·344 syf.··
2026 64. kitabı
Yeni bir kitap ile geldim Günahkârın Gücü Günahkârlar serisinin 2. Kitabı. İlk kitabı Günahkârın Oyunu okuyup inceleme yapmıştım. Ve onda başrol erkek Yunan mafia sının lideri idi. Bu kitap da ise İrlanda mafyası lideri Liam'ı görüyoruz. Arka Kapağı: Hayalimdeki işe başladığımda, her şeyin yoluna gireceğini sanmıştım. Babamın bakım masrafları, geçim derdi... Hepsi geride kalacaktı. Ama çok geçmeden buranın gerçek yüzüyle tanıştım. İmkânsız talepler, bitmek bilmeyen tehditler, sessiz çığlıklar... Burası benim cehennemimdi. Ama cehennemin tam ortasında, herkesin korktuğu o adam bana elini uzattı. İrlanda mafyasının soğuk, acımasız ve ölüm kadar karanlık lideri Liam Byrne. Ama keskin bakışlarının, tehditkâr duruşunun ardında hiç bilmediğim bir sıcaklık vardı. Onun yanında yeniden nefes alabildiğimi hissediyordum. Artık güvendeydim. Ama bu karanlık dünyanın hâkimi, gerçekten sevebilir miydi? Yoksa ben, imkânsız bir hayale inanan zavallı bir kız mıydım? İncelemeye Gelirsek: Spoiler Olabilir!! Kitabın başında iş yerinde taciz gibi şeyler bulunduğunu ve ona göre okumamız gerektiğini anlatan bir uyarı yazısı vardı. Ben çok Darc Romance okuyan biri olduğum için bu uyarılara çok alışığım. Ama gerçekten ilk defa beni azda olsa tetikleyen bir şey oldu bu kitap da. Gerçekten bu başında ki uyarı yazısında bulunan şeyler kitapda oluyor ve ben okurken çok zorlandım. Kitabın içine girip o Finn denen herifi gebertmek istedim. Böyle bir şey yaşamamış olsam bile sanki Kiara ile ben tek bedendim. Hiç bir çıkış yolu yok gidip polislere söylese yada işten çıkmak istese sürekli annesi ile tehdit ediyor. Ve bu durumu gerçekten bu hayatta yaşayan insanlar var çok zor bir durum. Kiara'ya o an çok üzülsem de sonrasında "sen salak mısın kızım" dedim Böyle biri durumu yaşadıktan sonra direkt Liam dan
Günahkârın GücüMichelle Heard · Artemis Yayınları · 202667 okunma
Modern İnsanın İflası ve Gerçek İnsanların Sessiz Yürüyüşü
Puan vermedi·225 syf.··
2026 74. kitabı
Bizler bugün adına "gelişmiş" dediğimiz o konforlu hapishanelerimizde, her şeyi kontrol ettiğimizi sanarak yapayalnız bir hayat sürüyoruz. Saatlerin, faturaların, unvanların ve bitmek bilmeyen dijital gürültünün arasında ruhumuzun nasıl çürüdüğünü fark etmiyoruz bile. Marlo Morgan, Bir Çift Yürek ile bizi o steril dünyalarımızdan alıp Avustralya’nın o uçsuz bucaksız, vahşi çöllerine fırlatırken aslında tam olarak bu illüzyonun perdesini yırtıyor. Amerikalı bir kadının, Aborjinlerin deyimiyle bir "Mutant"ın, çırılçıplak ayaklarla çıktığı o dört aylık çöl yürüyüşü, sadece fiziksel bir yolculuk değil modern insanın kendi kibriyle jilet gibi kesildiği bir arınma seansı. Aborjinlerin kendilerine "Gerçek İnsanlar" demesi kibirli bir üstünlük taslama değil, saf bir varoluş gerçeğidir. Onlar doğayı mülk edinmek, onu paraya çevirmek ya da hard disklere kaydedip arşivlemek peşinde değiller. Onlar doğanın bir parçası, onun nefes alan bir hücresi gibi yaşıyorlar. Bizler ayakkabılarımız olmadan toprağa basamaz, yönümüzü bir cihaz olmadan bulamazken bu insanların çölde sadece zihin gücüyle, telepatiyle haberleşmesi ve doğanın sesini dinleyerek su bulması karşısında medeniyetimizin ne kadar aciz ve protez bir yapı olduğunu anlıyorum. Biz dünyayı anlamlandırmak için kütüphaneler dolusu felsefe kitabı deviriyoruz, onlar ise sadece var olarak, evrenin ritmine uyum sağlayarak o anlamın ta kendisi oluyorlar. Kitapta beni en çok sarsan şey, Aborjinlerin dünyaya ve insana bakışındaki o muazzam dürüstlük oldu. Onların dünyasında mülkiyet yok, yalan yok, birbirini basamak olarak kullanmak yok. Doğum günlerini yaşlandıkları için değil, o yıl ruhsal olarak olgunlaştıkları için kutluyorlar. Bu felsefeyi okurken, kendi hayatımda değer verdiğim, peşinden koştuğum o sahte güvencelerin ne kadar
Bir Çift YürekMarlo Morgan · Dharma Yayınları · 200127,5bin okunma
9/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 09:21
Çağrışım yüklü enfes bir kitap okudum. Toz, toprak, kömür, çimento, briket, cüruf… Kuru bir yaşam. Depreşme, bellek, hasar, deneyim, açlık. Açlık insanı ele geçirir, ete hükmeder, zihni boyun eğdirir. Açlık yorulmaz. Açlık, yemek sözcüklerini lezzetlendirir, zihne yemeği düşündürür, kendini perçinler. Leo, onu bir melek olarak görerek başa çıkıyor; onunla konuşarak, varlığını kabullenerek. Kamp dönüşünde bile onunla yaşamaya devam edecektir. Çünkü kamp insanı cansız bir şeye dönüştürür; o artık değiştirilmiş bir varlıktır. Yaşamak; rayından çıkmış, toza, kara ve sıcağa bulanmış, altüst edilmiş bir şey. Kahramanımız Leo Auberg, genç yaşta Sovyet çalışma kamplarında geçirdiği günleri anlatıyor. Tek vazifesi yaşamda kalmak; bunun için çok şeye katlanması gerekir. Çünkü büyükannesi ona, “Döneceğini biliyorum,” demiştir. Oysa büyükannesi orada değildir. Orası, bilinen her şeyin başka bir şeye dönüştüğü yer: kamp. Devam edebilmek için sinmek ve nefes almakta inat etmek gerekiyor. “Ben kimim?”den “Ben neyim?”e sürüklenen bir gerçekliğin hikâyesi bu. Soyutta müthiş bir başarıya ulaşan, somuttan imgeye geçişte düşün dünyasında leziz bir tat bırakan bir kitap. Gökyüzü katlanıyor, madde dönüşüyor, nesneler büzüşüyor ve bütün bunlar sözcüklerle yapılıyor. Zaman sessiz ve düz; bir günden diğerine yaşananlar neredeyse hep aynı hüznü barındırıyor. Okuması zor ve emek isteyen bir kitap olduğunu söyleyerek bitireyim. Okurken hızlı olmayı tercih edenler muhtemelen sevmeyecektir…
Toplama Kampı
Soluk SalıncağıHerta Müller · Siren Yayınları · 202573 okunma
Tefeci olmak mı? Nerden nereye? :)
Puan vermedi·704 syf.··
2026 179. kitabı
Bazı kitapları okursunuz, olay örgüsünü unutursunuz. Bazı kitapları okursunuz, karakterleri unutursunuz. Bazıları ise yıllar geçse de içinizde bir duygu bırakır. Suç ve Ceza benim için tam olarak böyle bir kitap. Anadolu Lisesinde hazırlık sınıfındayken edebiyat öğretmenimiz bizden bir dünya klasiği seçmemizi, okumamızı ve ardından kitapta hangi karakter olmak isteyeceğimizi açıklamamızı istemişti. Çok sevdiğim, çok saygı duyduğum bir öğretmendi. Bana biraz baba figürünü hatırlatan bir enerjisi vardı. Ama alışılmışın dışında düşünen bir insandı. Sanırım ben de lise yıllarındaki o yaramaz hâlimle dikkatini çekmek istedim. Sınıfta söz alıp, kitaptaki kahramanlardan olmak istesem tefeci kadın olmak isterdim demiştim. Hatta işi biraz daha ileri götürüp “Ben de büyüyünce tefeci olacağım.” gibi şeyler söylemiştim. Bugün düşününce hâlâ gülüyorum. Neden söyledim gerçekten bilmiyorum. Belki öğretmenimi şaşırtmak istedim, belki dikkat çekmek istedim, belki de “Benim de kafam biraz farklı çalışıyor.” demeye çalışıyordum. Ama kitabın kendisi bende şakadan çok daha derin bir iz bıraktı. Dostoyevski, Raskolnikov’un işlediği suçtan çok, suçtan sonraki ruh hâlini anlatıyor. Vicdanı, korkuyu, paranoyayı, yalnızlığı ve insanın kendi zihni tarafından nasıl köşeye sıkıştırılabileceğini öyle güçlü veriyor ki lise çağında okumama rağmen o duygular bana bütünüyle geçmişti. Aradan yıllar geçti. Okuduğum yüzlerce kitabın ayrıntılarını unuttum. Ama Suç ve Ceza denince hâlâ aklıma aynı şey geliyor: sıkışmışlık hissi. Sanki odadaki hava azalıyor, duvarlar daralıyor ve karakterle birlikte nefes almak zorlaşıyor. Dostoyevski’nin asıl başarısı da burada bence. Olayları değil, duyguları hafızaya kazıyor. Kitabın dili, karakterleri ve psikolojik çözümlemeleri beni o yaşta bile etkileyebilmişti.
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,3bin okunma
Reklam
Reklam