Bir gün uyanıp onu yine burada,yanımda bulucağımı düşünmeden edemiyorum; zaman bir şekilde büzüşücek ya da ikiye katlanacak ve onun yaşadığı, nefes alıp verdiği ânageri döneceğiz sanki.
“Bombardımanımızın tesiri dehşet vericiydi. Bir adam bana daha önce hiç bu kadar çok ölü görmediğini söyledi.” Savaş Muhabiri.
“Daha önce hiç bu kadar çok ölü görmemişti.”
Sarı gün ışığında uzanmışlardı onlar, o ise küfrederken
Ve nefes nefese, bir zamanlar yol olan yer boyunca
O bitmek bilmeyen bomba yükünü sürüklerken.
“Ölüler ne kadar da huzurlu.”
Kimin fikriydi bu aptalca lâkırdıyı birinin kafasına sokmak?
“Daha önce hiç bu kadar çok ölü görmemişti.”
Bu kıvrak kelimeler beyninde aşağı yukarı dans ediyordu,
Cesetler yağmurun altında zıplayıp oynaşırken.
Hayır, hayır; artık saymayacaktı onları...
Ölülerin acıyla işi bitti:
Boğuldular; bir daha hayata dönemezler.
Geçen hafta Dick öldürüldüğünde tıpkı böyle görünüyordu,
Alevli patlama onu yere serdikten sonra,
Ateş basamağı boyunca bir balık gibi çırpınarak...
“Kaç ölü mü? Ne kadar istersen o kadar,
Sayma onları; çok fazlalar.
Kim alır benim güzel, taze cesetlerimi, iki tanesi bir kuruşa?”
Bin dört yüz küsür senedir, günün en özel beş ayrı vaktinde okunup, göklerin güzel yüzünde aşılayıcı bir rüzgâr, nefes aldırıcı bir bâd-ı sabâ gibi tazelendikçe, İslam'ın bütün insanlık için gelmiş mesajını en öz, en net, en berrak, en anlaşılır bir ifade ile âleme ilan eder.
Allahu ekber! Allahu ekber!
Allahu ekber! Allahu ekber!