Nehir Elif Kahraman

Nehir Elif Kahraman
@nehirfries
Öğrenci
Lisans
18 okur puanı
Ağustos 2025 tarihinde katıldı
Nutuk - Benim Gözümden
10/10
·688 syf.··
2025 16. kitabı
“19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktım.” Bu cümle, benim için sadece bir başlangıç değil; bir ulusun yeniden ayağa kalkışının koordinatı. Kemalist biriyim ve Nutuk’u en az 5 kez okudum. Her okumada başka bir şey çarpıyor: ilkinde kronoloji, ikincide strateji, üçüncüde liderlik etiği, sonraki okumalarımda ise belgelerin soğukkanlı diliyle kurulan o devasa akıl yürütme. Spoiler Nutuk, Samsun çıkışıyla açılır ve 1927’ye kadar gelir. Atatürk yalnızca “ne oldu”yu değil, neden ve nasıl olduğunu, kim hangi şartta neyi savundu/engel oldu sorularıyla anlatır; telgraflar, tutanaklar, karar metinleriyle destekler. Havza–Amasya (Mayıs–Haziran 1919): Genelgelerle çerçeve çizilir: milletin istiklali yine milletin azim ve kararıyla kurtulacaktır. Burada “merkezî bir irade” ihtiyacı netleşir. Erzurum (Tem–Ağu 1919): Temsil Heyeti’nin nüvesi oluşur; “manda” fikrine net ret. Yetki ve meşruiyet artık halk adına alınır. Sivas (Eylül 1919): Bütünlük sağlanır, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk tek çatı olur; istiklal fikri siyasal programa dönüşür. Ankara’ya geliş (27 Aralık 1919) → TBMM (23 Nisan 1920): Meşruiyetin ağırlık merkezi İstanbul’dan Ankara’ya taşınır; “Hâkimiyet bila kayd ü şart milletindir” ilkesinin fiilen kuruluşu. İşgal ve cepheler: Doğuda Kâzım Karabekir’in başarıları; Batı’da I.–II. İnönü, Sakarya (hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır) ve Büyük Taarruz–Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile askeri kırılma. Diplomasi ve siyaset: Mudanya Mütarekesi, Saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922), Lozan (24 Temmuz 1923) ve Cumhuriyet’in ilanı (29 Ekim 1923). Nutuk’ta kritik olan, askeri zaferlerin kurumsal devrimlere bağlanmasıdır. Erken Cumhuriyet tartışmaları: Hilafetin kaldırılması (3 Mart 1924), Terakkiperver Fırka, Şeyh Sait İsyanı, Takrir-i Sükûn, İzmir suikastı. Atatürk
NutukMustafa Kemal Atatürk · Parola Yayınları · 201434,4bin okunma
Reklam
Şimdiki Çocuklar Harika – Benim Gözümden
9/10
·224 syf.··
2025 15. kitabı
Bu kitabı ilk elime aldığımda “çocuk kitabı gibi” deyip hafife almıştım; ama mektupların içine girince Aziz Nesin’in çocukların masum dilini aslında bir ayna gibi kullandığını fark ettim. Gülümsetirken içimi burkan bir tarafı var; çünkü çocukların gözünden anlatılan o saf gerçekler, yetişkinlerin koca koca laflarını bir anda boşa çıkarıyor. Spoiler Roman, Ahmet ile Zeynep’in mektuplaşmaları üzerine kurulu. Kâğıt üzerinde “oyunlar, dersler, ev halleri” gibi masum başlıklar var; ama satır aralarına baktığında eğitim sisteminin ezberci ve itaatkâr yönü, ailelerin “iyi niyetli” baskıları ve yetişkinlerin riyakârlığı tek tek açığa çıkıyor. Aziz Nesin öyle bir kurgu kurmuş ki, çocukların naif gözlemleri yetişkinlerin maskesini düşürüyor. Beni en çok şaşırtan şey ise yazım hataları oldu. İlk başta basımevinin dikkatsizliği sandım, ama ilerledikçe bunun bilinçli bir tercih olduğunu fark ettim. Çocuğun dünyasını ve mektubun doğallığını yansıtmak için özellikle bırakılmış bu “hatalar”, anlatıya samimiyet katıyor. Yani metin sadece içerik değil, biçim olarak da “çocuk gözüyle yazılmış” duygusunu veriyor. Benim en çok etkilendiğim nokta ise ailelerin “iyilik” adı altında yaptıkları baskının çocuk gözünden nasıl tuhaf ve acı göründüğüydü. Burada kitap kahkahadan çıkıp ironinin soğuk tarafına geçiyor. . Kimler sevebilir? Toplumsal taşlamaları sevenler, Aziz Nesin’in mizahını ve sert eleştirilerini sevenler, Çocuk bakışıyla yetişkin dünyasını sorgulamak isteyenler Ağır giden yerler? Bazı mektuplar tekrar hissi veriyor, dönemin göndermeleri için yer yer bilgiye ihtiyaç duyulabilir. Benim çıkardığım tez: Çocukların yalın dili, yetişkinlerin süslediği gerçeği paramparça eder; güldürürken öğütür. 2 benzer kitap: Aziz Nesin – Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Rıfat Ilgaz – Hababam
Şimdiki Çocuklar HarikaAziz Nesin · Nesin Yayınevi · 201920,6bin okunma
4/10
·248 syf.··
2025 14. kitabı
Spoiler uyarısı: Burada hem kitaptan hem filmden bahsedeceğim, yani spoiler kaçınılmaz. Jeanne DuPrau’nun Amber Şehri kitabını ilk elime aldığımda konu bayağı ilgimi çekmişti: yeraltında kurulmuş bir şehir, jeneratörle ayakta duran bir düzen, ışıkların sönmeye başlaması… fikir harika. Ama sorun şuydu: hikâye var, duygu yok. Atmosferin kasvetini hissetmek isterdim ama alamadım. İlk kez bir kitabı yarıda bırakıp filmi açtım, düşün yani. Film sayesinde kafamda eksikler oturdu, ondan sonra kitabı bitirebildim. Konu şöyle: jeneratör bozuluyor, ışıklar titriyor, yiyecekler tükeniyor, halk panikte ama kimse bir şey yapamıyor. Lina ve Doon sahneye çıkıyor; Lina mesajcı olma hayalleri kurarken, Doon jeneratöre kafayı takıyor. Lina bir kutunun içinde yüzeye çıkışı işaret eden talimatları buluyor ama küçük kardeşi Poppy kâğıtları parçalayınca olay puzzle’a dönüyor. Bir de üstüne açgözlü bir belediye başkanı var; Lina ve Doon umut ararken suçlu ilan ediliyor. Kitapta bu kısımlar biraz durağan gelse de filmde özellikle “ışıkların sönmesi” sahnesi şehriyle beraber umudun da çöktüğünü hissettirdi. En vurucu an kesinlikle kaçış bölümüydü. Lina, Doon ve Poppy karanlık nehirden teknelerle geçip yüzeye çıkıyorlar ve ilk kez güneşi görüyorlar. Kitapta burası “tamam, güzel” gibi geçti ama filmde güneş doğarken resmen ben de içimden “vay be” dedim, orada hikâye duyguyla birleşti. Sonuç olarak kitap fikriyle mantığı verdi, film ise görsellik ve duyguyu getirdi. Tek başına kitap eksik kalıyor ama filmle birleşince bütünlük sağlanıyor. Benim tavsiyem: Kitabı okumak istiyorsan önce filmi izle, çünkü Amber’in büyüsü sadece kelimelerde değil, o karanlık sokakları ve ilk güneşi görsellikle deneyimlemede gizli. . Kimler sevebilir? Yeraltı distopyalarını seven genç okurlar ve film-kitap
Sihirli ŞehirJeanne Duprau · E Yayınları · 2008111 okunma
Yaban - Benim Gözümden
7/10
·214 syf.··
2025 13. kitabı
Bu kitap bende tam bir ikilem yarattı. Ahmet Celal’in yalnızlığını ve dışlanmışlığını görünce içim burkuldu, çünkü köyde özel hissedememesi çok tanıdık bir yara gibi geldi. Ama sonra yaptıklarına sinirlendim. Spoiler Özellikle Emine’yle yaşadığı çelişkili yakınlık, köylülerle kavgamsı tavrı ve en sonunda Emine yaralıyken onu geride bırakıp gitmesi… yani insan sevdiğini bırakıp yoluna devam eder mi? Hem anlıyorum hem de nefret ediyorum, işte böyle tuhaf bir duygu çalkantısı yaşattı bana. Bir yandan da kitap, aydınla köylü arasındaki mesafeyi yüzüne vuruyor. Ahmet Celal ne yaparsa yapsın köylüyle kaynaşamıyor, köylüler de zaten kendi derdine düşmüş. Spoiler Emine sanki bir umut ışığı gibi ama ona da tam tutunamıyor. Sonunda geriye kalansa şu his: eğer insanlar birbirine ulaşamazsa, herkes yalnız kalıyor. . Kimler sevebilir? Anadolu gerçekçiliği sevenler • karakter psikolojisi/yalnızlık teması arayanlar • aydın–halk çatışması ilgilileri Ağır giden yerler? Ahmet Celal’in uzun iç monologları, köy–aydın mesafesini anlatan bölümler. Benim çıkardığım tez: Köprü kurulamadığında herkes yalnızlaşır. 2 benzer kitap: Kuyucaklı Yusuf • Anayurt Oteli
YabanYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 202154,5bin okunma
1984 - Benim Gözümden
8/10
·352 syf.··
2025 12. kitabı
1984’ü hayatımda tam üç kere okudum. İlkinde ergenliğimdeydim, dürüst olayım, sırf “havalı” görünmek için okudum. İkincisinde artık düşüncelerim biraz netleşmişti, distopya edebiyatını daha bilinçli bir şekilde deneyimlemek için elime aldım. Üçüncüsünde ise durum bambaşkaydı: zaten baştan sona neredeyse ezbere bildiğim bu kitabı İngilizce hazırlık için tekrar okumam gerekiyordu. Çünkü hazırlığı geçmek için seçtiğim kitabı özetlemem gerekiyordu ve ben de bildiğim, hakim olduğum bir eser olsun diye 1984’ü seçtim. Yani bu kitap benim için sadece bir roman değil, farklı dönemlerimde farklı amaçlarla yanıma aldığım bir yol arkadaşı oldu. (Spoiler uyarısı ) Kitapta beni en çok çarpan şey insanların her anının izlenmesi, ekranların sadece görüntü vermekle kalmayıp seni dinleyip konuşması oldu. Böyle bir dünyada nefes almak bile imkânsız geliyor, yani başkalarının dediği gibi günümüz Türkiye'si böyle olsaydı yaşayan kimse kalmazdı , ama asıl kalbimi ezen kısım sonuydu: Winston ve Julia’nın sisteme tamamen boyun eğmeleri. Direnişten umutlanıyorsun ama finalde Winston, Büyük Birader’in yalanlarını basmaya devam eden bir köleye dönüşüyor. İşte o nokta bana şunu hissettirdi: “Ne yaparsan yap, sistem hep kazanır.” Bu yüzden 1984 benim için yalnızca bir distopya değil, üç farklı dönemimde bana üç ayrı tokat atmış bir deneyim oldu. . Kimler sevebilir? Distopya, gözetim, propaganda • politik felsefe Ağır giden yerler? Goldstein’in kitabı bölümü, Oda 101. Benim çıkardığım tez: Direniş bireysel kaldıkça sistem kazanır. 2 benzer kitap: Biz • Fahrenheit 451
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023199,9bin okunma
Reklam