BEN FİLİSTİNLİ ÇOCUK...
Sizin yuvanız gibi sıcacık, Benim de yuvam vardı ufacık. Siz ne kadar şanslısınız! Rüyalarınız bile şen, şakrak, Ben ise rüyamdan bile ağlayarak, Gece uykumun arasında, Uyanıyorum korkarak! Siz yaşadınız mı hiç? Top mermileri arasında bağırarak, Tankların altında ezilirken, Korkuyla uykudan uyandığınızı, Gördünüz mü hiç? Gündüz böyle, gece böyle, rüyada böyle, Hangisi gerçek, hangisi düş, Bilmiyorum ben de. Ben böyleyim işte, Ben, Filistinli çocuk! … Sımsıcak yuvalarınızda, Anneniz, babanız, kardeşleriniz, Neşeyle yaşıyorsunuz siz. Ya ben? Ya ben nasılım? ... Zindanlarda sürünen, Hayalini bile unuttuğum babam! ... Kim bilir nerede? ... Yaşıyor mu acaba? Üzülüp ağladığım zaman, Gelip başımı okşayan,
Akdeniz dalgalarında beni boğdun, Haymana kalesinde sensiz bir inziva çekildim. Van Akdamar Adasında sen varken, Ben Bağdat'ta senin hasretin çekiyorum... Senle karşılamam Kader mıydı? Yoksa tesadüfmüydü bilmiyorum, Ama sen hep bende kaldın. Sen nerde kaldın. Sol yanım acısı!
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Feryadı İsyanım
Mem nelere gark olmadı Zîn’in ateşi için Ferhad dağları delmedi mi Şirin’in aşkı için kusur ise her saniye her yerde seni anmak Mecnun az mı yemin etti Leyla’nın başı için sesi yorgun gözlerinden uykusuzluk seçilir görkeminin zerresinden ağrı dağı küçülür gecelerin kollarında leblerinin bal suyu aydan dökülürcesine kana kana içilir uykularından kopardım hoş geldin mihmanımsın artık geri dönüşü yok, âhımsın eyvâhımsın elâlem ne derse desin, hiç umurumda değil akibetine razıyım, sevabım, günahımsın sana, yine sana yandım Nesimî’de dün gece gözlerinle yüzüleyim, bend olayım hallac’a öyle hüküm buyurmuşlar tanrılar divanı’nda ha ben sana yollanmışım, ha Muhammed Mi’rac’a cümle cihan güzelleri yüzlerine ben örsün gözlerin, balyozu oldu içerimdeki örsün ruhumdaki fırtınalar merih’i usandırdı nuh’a haber eyleyin de, gelsin de tufan görsün yokluğuna dayanamam âhım arşı boyladı gölgeni Nil’de görmüşler, piramidler söyledi hele bir bak şu sevdaya, kimler yanmış ben gibi dediği gibi Yunus’un, gör beni aşk neyledi
Aşk
seherceyolculuk.blogspot.com/2018/10/aziz-ne... * Günün Adamının Türküsü * Nedir bilmem helal, haram.. Olsun yeter cepte param O gün başta her kim varsa Onunladır benim aram Ben bu huyu bırakamam: Giden ağam, gelen paşam.! * Demokratla demokratım Muhalifle bir kıratım İktidarda kim olursa Huzurunda iki katım İster olgun, isterse ham Giden ağam, gelen paşam.! * Ben bakarım çıkarıma İşlemesin zararıma Ne isterse yapsın ama Dokunmasın tek kârıma İster papaz, ister haham Giden ağam, gelen paşam.! * Girdim türlü kıyafete İstibdata, hürriyete Vatan için koştum durdum Ziyafetten ziyafete Nerde sabah orda akşam
Cemal Süreya Sevenler mutlaka okumalı
Sunay Akın’ın Cemal Süreya’nın Naaşına İstanbul Turu Attırdığı Hüzünlü Hikayesi Sunay Akın, ölümsüz dizelerin şairi Cemal Süreya’nın ölümünün hemen ardından cenaze törenini ve öncesinde yaşananları anlattı. Dinleyenleri duygulandıran bu hüzünlü hikayeyi Sunay Akın’ın ağzından dinliyoruz… “Cemal Süreya’nın naaşının Haydarpaşa Numune Hastanesi’nin morgunda olduğunu duyunca hemen soluğu orada aldım. Hatay Lokantası’nın sahibi Mehmet Ali Işık, Cemal Süreya’nın amcasının iki çocuğu ve oğlu Memo’dan başka kimse yoktu.” Oysa bir gün önce gece evinde telefonlara hep ben bakmıştım. Herkes Hoca’nın nerde olduğunu, paraya ihtiyacımız olup olmadığını sorup, mutlaka geleceğini söylemişti. Ben Numune Hastanesi’nin morguna gittiğimde bir kalabalıkla karşılaşacağımı umut ediyordum. En azından bir 25-30 kişi oluruz diyordum ama saydığım insanlar dışında kimse yoktu. Hatay Lokantası’nın sahibi Mehmet Ali Işık, maddi olarak gereken her şeyi üstlendi. Cenaze arabası geldi. Cenaze arabasına Cemal Süreya’yı koyacağız. Çünkü cenaze bir gün sonra Şişli Camii’nden kaldırılacak. Cenaze arabasına bindik. Ben önde, Cemal Süreya’nın oğlu Memo ve Mehmet Ali Işık arkada oturuyordu. Şoförün Numune Hastanesi’nden çıktıktan sonra güzergahı belli: Birinci köprüden, Ankara asfaltından karşıya geçecek, bizi Şişli’ye bırakacak. Yol güzergahına girmeden önce, bir anda aklıma Cemal Süreya’nın bir dizesi geldi. O da şu; Gömmeden önce biraz gezdirin beni. Şoföre dedim ki… – Köprüye asfalttan gitmeyeceğiz, – Nerden gidelim abi, başka hangi yol var? – Harem’e gideceksin ama sahil yolundan gideceğiz! – Abi, işimiz var. Daha başka cenazeler var, onları taşıyacağım. Adamı zar zor razı ettik. Ve Harem’e doğru yola çıktık. Kız Kulesi’nin önünden geçtik. Cemal Süreya demişti ya hani bir şiirinde; “Kız kulesinin düş
Kanatları olsa turnanın, uzak, derin suların üstünden geçerdi. Büyük şehirlerin göğünde kanat çırpar salınırdı. Van gölü onun kanadı olurdu. Çakmaktaşından bir dağ var derler, onun üstüne gider konardı. Bu turnalar bir ömür boyu bahar yaşarlar. Nerde bahar, oraya taşınırlar. Kış yüzü, yaz yüzü görmezler. Tüyleri bahar kokar İşte şimdi, belki ilk olarak kışı görecek. Karı, soğuğu tanıyacak. Yer Demir Gök Bakır
Kitap Alıntısı