Böylece yaşamla ölüm arasındaki bir farkı keşfettim: güneşi net biçimde görmek yaşayanlar için imkânsızdır, sadece ölmek üzere olan insanlar güneşi olduğu gibi görebilir.
Sanki geçmiş zamanı hareket halinde görüyormuşum gibi, gözlerimin önünde bulanık bir resim canlanıyor. Zaman görünür hale geliyor; yarı saydam gri bir kanat çırpınışı ve bu karanlık enginlikte her şeyin bir yeri var. Aslında, hayatlarımız topraktan değil zamandan kökleniyor.
Uzun zaman geçmişin anılarının veya insanın doğduğu yerle ilgili nostaljinin, aslında insanın kendi dengesini yeniden sağlamak ve hayatın hüsranlarıyla daha iyi başa çıkmak için icat edilmiş bir çabayı temsil ettiğine ve bazı duygular ortaya çıksa da bunların sadece süs olduğuna inandım.