Doktor Katz, orada nedensiz bulunduğumu, dünyada onca yoksulluk varken bir iskemle işgal ettiğimi görürdü, ama her zaman çok sevimli bir biçimde gülümser, bana kızmazdı. Sık sık, ona bakarken, bir babam olsa onu seçerdim diye düşünürdüm.
Öğrendim mutluluktan söz etmeyi, mutluluk nedir bilmedim.
Bir bülbül gördüm dalında, yavuklusunu çağırıyordu sözleri.
Oysa başka sözcükleri çağırıyor yalnızca, benim sözcüklerim,
Ve dizelerim, başka dizeleri.
Söyler misin ey bülbül ...
Bülbül, söyle bana ey bülbül ...
Zehirlenmemeyi başararak, mahalleye istediği gibi girmeyi ve çıkmayı biliyordu. Bunu yapabiliyordu, yapmayı beceriyordu, belki yıllar önce, onların hayatına mal olan olaylı taşınma sırasında öğrenmişti bunu.
Ben başarabileceğimden kuşku duydum. Eğitim buna yaramıyordu: ödevlerimden on alabilirdim ama bu okul için geçerliydi; dergide çalışanlar yazımı koklamıştı -benim ve Lila'nın
yazısını- ve basmamıştı. Nino, evet her şeyi başarabilirdi: her zaman daha nişini yapabilecek birinin çehresine, davranışlarına, tarzına sahipti. Gözden kaybolduğunda, şu koca salonda beni sürüklevebilme enerjisine sahip tek kişinin yok olduğunu hissettim.