Bu dünya annemin, Feride'nin ve benim içinde yaşadığımız eski dünyaydı. Benim Franch değil Fuat, Feride'nin Valerie değil Feride olduğu İstanbul'du. Ağır ağır aydınlanmaya başlayan ufka bakarak düşünmeye devam ettim: Ex oriente lux ( Işık doğudan yükselir.) Ama nasıl bir ışık bu? Paris'in sokaklarını, taş binalarını, zamanın tortusuyla kararmış heykellerini aydınlatan aynı ışık mı? Güneş aynı güneş mi, ay bildiğimiz ay mı? Bana değil gibi geliyordu o anda. Doğu'nun ışığı ya uyuyan güzelin üzerine düşüyordu ya da barbarların kılıçlarında parlıyordu ve bu sahnede beni derinden çeken, kendine bağlayan bir esrar vardı. Paris'te ya da Batı'nın hiçbir medeni ülkesinde öğrenemeyeceğim hayata dair bir sırrı Doğu bana verecekti...