Puan vermedi·432 syf.··
2026 91. kitabı
#arkakapak "Ölürüm sevdiğim zehirim sensin. Evvelim sen oldun, ahirim sensin." -Neşet Ertaş Ali, daha küçük bir çocukken dost bildiği Oğuz'la ve onun karamel kokulu kız kardeşi Ece'yle tanışmıştı. Oğuz'un artık iki kardeşi vardı. Ece, Ali'nin hem en iyi arkadaşı hem de sırdaşıydı. Genç kız, 15 yaşına girdiğinde her şey yerle bir oldu. İnançlarına sadık olan Ece, Ali'yi kendine haram bildi; gözlerini, sözlerini, tebessümünü bile sakındı Ali'den. Ali, onu başka kızlarda unutmaya çalıştı. Ece, kitaplara sığındı. Her gün birbirlerine rastlar, canları yanar, kalpleri titrerken, nasıl uzak duracaklardı? İpler kopmak üzereydi. Koptuğunda her şey birbirine dolanacaktı. Ece, "Ağabey" demek zorunda olduğu bu sarı saçlı, safir gözlü adamı sadece Allah'a anlatabildi. Allah, olmayacağı bile oldurandı... Ona, "Haram" oldum. Ona, "Ağabey" oldum. Ama asla, "Yâr" olamadım. Helal olmayacak kadar uzak, haram olamayacak kadar yakındım. #kitapyorumu Bu yazarın kalemini çok seviyorum. O kadar naif o kadar güzel çiftler konu alıyor ki... Bu çifte inci çiftim diyor sanırım. Gerçekten de öyle. Zaten diğer kitaplardaki çiftler de konu alıyor. Zaten çok akıcı bir dili var ve tek kitap. Karakterlerin bize duygularını güzel yansıtması çok güzeldi. Daha fazla Detay verirsem spoi olur diye şu an kısa kesiyorum. Kesinlikle bu yazarın kitaplarını öneriyorum. Bana Öyle Bakma Şeyma Demir
1000Kitap
Bana Öyle BakmaŞeyma Demir · Dokuz Yayınları · 2020499 okunma
10/10
·250 syf.·
2025 511. kitabı
Son dönemde okuyup da kendimi onda bulduğum çok nadir eser var: Kuşlar Yasına Gider. Babamla sözsüz iletişim ilişkim, ailedeki hastalıklar, gurbetteki oğul, türkülere sevdalı bir gönül, yolculuklarla türküler arasındaki ilişki, her şeyden önce Ege coğrafyası ve kültürü, kasabaları, köyleri hepsi aşina… Ege’den İç Anadolu'ya ıssız bozkırdaki yolculuklar bile tanıdık… Kitabı baharda okudum, kışta değerlendirdim. Kuşlar Yasına Gider romanını genel olarak değil biraz türkü ile ilişkisi çerçevesinde değerlendireceğim: “Böylece ben türkülerin içinde ilerledim saatlerce, türküleri tırmanıp türkülerden indim, türkülerden geçtim, türkülerde mola verip türkülerden hareket ettim…” 1- Roman bir Ardahan türküsüyle açılıyor: Bu yol Pasin'e gider Döner tersine gider 2- “...arabanın radyosunu açmış, o an karşıma çıkıveren Seyit Çevik'ten "avluda bağlıdır yiğidin atı" türküsünü dinliyordum": "Avluda bağlıdır yiğidin atı Her nere varsa söylenir medhi Altına batırsan da eyi olmaz kötü Aslı ham demirden cevherdar olmaz” Gam gasavet çekme divane gönül Her zaman da dünya başa dar olmaz Yıkılıp düşene gülme sakın Yiğit düşüp kalkmayınca belli olmaz" Seyit Çevik’i kim sevmez, Anadolu bozkırının Muharrem Ertaş, Neşet Ertaş, Hacı Taşan, Çekiç Ali gibi son kalan Abdal ozanlarından. Ya o türkünün, koşmanın sahibi Karacaoğlan’ı kim bilmez, sevmez…. Sadece bu seçimlerle bile kıymetli bir eser. 3- En sevdiğim türküler arasındadır: “Aşağıdan gelir gelinin göçü” ya da başka adıyla "Sürüler içinde sürmeli koyun"... Birçok kişi söylemiş hem de çok iyi söyleyenler de var ama bu türkü onun... Yine Abdallardan yine bozkırdan... Yine bir Hacı Taşan klasiği. Hem sazı hem sözüyle: "aşağıdan, gelir gelinin göçü gelin mi ettiler canımın içi beş sene sakladım verdiğin saçı ne yandasın sürmeli palazım ne
Edebiyat
Kuşlar Yasına GiderHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 202022,1bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Roman İncelemesi: “Gülün Adı”
Puan vermedi·736 syf.··
2025 11. kitabı
Umberto Eco’nun, eline geçen Ortaçağ’dan kalmış bir elyazmasından mülhem bir şekilde yazmış olduğu “Gülün Adı” romanının, Ortaçağ’da hâkim olan kilise otoritesine ve bu kiliseye bağlı üniversitelerin skolastik yapılarından neşet eden Fransisken ve Dominiken tarikatlarına taalluk eden birtakım malumatları haiz olduğu muayyendir; bilhassa Aristoteles’in akıl yürütmelerini esas alan Dominiken öğretisinin kilise çevresindeki müsellem vaziyetine karşın, Augustunius’un doktrini üzerinden Hristiyanlığa dair yorum geliştiren Fransisken tarikatının Katolik Kilisesi nezdinde niçin sapkın olarak addedildiğiyse, hakkında dönemin temel dinamikleri üzerinden yapılacak spekülasyonları gerektiren bir durum arz etmektedir. Meselenin zihinlerde daha vazıh bir hâl almasını sağlamak adına öncelikle Fransiskenlerin tarikatının strüktürünü ve bu yapı dâhilinde gelişen düşünce ve eleştirilerin nasıl bir çatışma ortamı yarattığını anlatmak, şu vaziyette en makul hareket şekli olarak görülmeye ziyadesiyle muvafıktır. Yoksul bir şekilde bu fâni hayatı sürdürmeyi ve zahidane bir hayatın İsa’nın yaşantısıyla fevkalade özdeşleşeceği fikrini temel öğretileri olarak benimseyen Fransiskenler; Kutsal Baba Tanrı’nın oğlu olarak tarif edilen Hz. İsa’nın fakir yaşantısıyla, onun getirdiği dini beri yandan siyasi otoritesiyle ayakta tutan kilisenin içerisindeki din adamlarının zengin ve savurgan hayatları arasındaki uyumsuzluğa vurguda bulunarak kilisenin haiz olduğu mülkiyeti kendine münhasır hâle getirmek suretiyle biteviye mal ve mülk elde etmesine karşı çıkmış; böylelikle kilisenin Hristiyanlık diniyle iktisadi yaşantı cihetinden ne denli muvafakat dâhilinde olup olmadığını sorgulamaya açık hâle getirmişlerdir. Tabii ortaya atılan bu sorunsalın atıfta bulunduğu ahval yalnızca bununla sınırlı
Gülün AdıUmberto Eco · Can Yayınları · 202015,9bin okunma
Kavuğu Levent Kırca'ya devredecekti aslında.
Puan vermedi·370 syf.·
2025 749. kitabı
Merhaba. Ferhanca ile: Merhabalardan bir demet. Yine bir Ferhan Şensoy kitabı incelemesi ve yine Kitaphan... Spoi ve Gilleri hafiften ıslık çalıyor. Derdi halk olan, kaleminin şarjörü bilgi, iğne, tecrübe dolu, daha şimdiden birkaç şiiri şarkı olmuş şair, nevi şahsına münhasır 4. kavuklu, bir aydın, oyunları yurtdışında oynanan bir yazarın [11-12 Aralık'ta “Aşkımızın Son Durağı” oyunu Frankfurt'ta. (aydinlik.com.tr/haber/ferhan-se...)] çıkan son kitabı Derdeste. Ya 5. Kavuklu? Rasim Öztekin. Kavuğu Levent Kırca'ya devrecekti aslında. Bir paragraf sonrası bahsedeyim en iyisi. İkisi de gökyüzünde, “neşeli bir meyhanede”dirler şimdi. Kimler kimler yoktur ki orada. Yine uzaktan seyrediyor mudur Turgut Uyar'ı hayranlıkla?! Kavga da ediyordur Özdemir Asaf'la, biraya razı olan Can Yücel'le Shakespeare ile ilgili konuşuyordur mesela, Aziz Nesin'le viski masasında gülmekten boğulacak gibi olmuşlardır, Mahzuni Şerif'in özel olarak kendisi için yaptırdığı yeni sazı onun karşısında çalıyordur, Haldun Taner'e yeni şeyler danışıyordur, otelde üst oda komşusu Yaşar Kemal'i uyandırmamak için daktilonun altına minder seriyordur, Metin Oktay'la aynı masada... Neler neler diyorlardır ülkenin haline. Eveeeet! Aslında kavuğu Levent Kırca'ya devredecekti. Ama ömrü yetmedi, bizleri 65 yaşında bıraktı gitti Levent Kırca. Buyrun vermiş olduğu röportajın bir bölümü: “Ferhan aradı. ‘Leventçiğim, ağırdan al, ayağını sürt, hemen gitme sakın. Dümbüllü'nün kavuğunu sana vereceğim’ dedi. Hasan'ın fesiyle, Dümbüllü'nün kavuğunu almadan bir yere gitmeyeceğim (gülüyor). Yaşa baba, yaşa baba”. Peki son mektubunda biz halka ne yazmış biliyor musunuz? iki nokta: youtu.be/LawtvEomKuo Yer yer siyasilere sağlam geçirmiş, deşmiş, kalemini
DerdesteFerhan Şensoy · Ortaoyuncular Yayınları · 2021119 okunma
Baba, Tamamlanmamış Bir Kelimedir!
8/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2024 85. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Kasım 2024 19:24
Herkese selamlar, Duygu yüklü bir kitap olan Aşıklar Bayramı ’nın incelemesi ile geldim. Kitaba başlamadan önce yazar ve kitap hakkında hiçbir fikrim yoktu. Sadece Netflix’te Kıvanç Tatlıtuğ’un başrolünde oynadığı filmi duymuştum ama izlememiştim. Yazar kimdir, nedir hiç araştırmadım. Dolayısıyla beklentim yüksek değildi başlarken.. Sonra kitaba bir başladım ki bir de ne göreyim; ülkenin kanayan yaralarından birisi, belki de en yaygını, en derini.. Baba travması… Tamam dedim, yine bol gözyaşılı bir kitap beni bekliyor :)) 25 yıl önce ailesini terk edip giden saz aşığı Heves Ali’nin; ölümcül bir hastalığın pençesine yakalandıktan sonra oğlunu ziyaret etmesi ve baba-oğulun Kars’taki Aşıklar Bayramı etkinliğine katılmak üzere çıktıkları yolcuğu anlatıyor diyebiliriz kısaca. Ama sadece bu değil tabii ki. Kitap yarım kalan aşklardan, adalet sistemine, doğu ve güneydoğu bölgesindeki sorunlardan, azınlık dediğimiz farklı inanç ve kültürlerin sıkıntılarına kadar birçok konuya değiniyor. Fakat bunları yaparken de hiç rahatsız etmiyor, siyaset yapmıyor. Ve yazarın öyle güzel bir dili var ki eminim sizi de mest edecek okurken.. Hele Aylın’a yazdığı mektuplar... Bu adam nasıl böyle yazıyor diye araştırırken şair olduğunu, şiir kitapları olduğunu öğrendim. Ee şair adamın yazacağı roman da şiir gibi oluyormuş demek :)) Kitap tam bir kültür deposu, buram buram Anadolu kokuyor. Okurken kafanızın bir köşesinde Aşık Veysel’i, Neşet Ertaş’ı hayal ediyorsunuz. Diyarbakır, Bingöl, Van, Kars, İstanbul… Gezip durduk, farklı kültürlerin içine girdik çıktık. Hem modern zaman kültürünü hem Anadoluda hala var olan yöresel kültürü çok güzel harmanlamış yazarımız. Kitabın girişinden de bahsetmeden geçemeyeceğim. Çok etkileyiciydi. Ana karakterimiz Yusuf’un gece zil çaldığında o kapıyı açana kadar
Edebiyat
Aşıklar BayramıKemal Varol · Everest Yayınları · 20234,344 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2024 40. kitabı
“ Onu kendi hikâyeme ben yakıştırdım. Kaybetmeye alışmamak için belki de, bir kez bulunca hep var olsun istedim. Bir vakitler safında yer tuttum. Sonra el saydım, sırt döndüm. Bir yanı baharsa bir yanı karanlıktı, küftü kalbimin. Onu baharından alıp karanlığa layık gördüm. Bir kalpte taşıdığımı bağışlamadım. Zira hikâyelerde anlatılan zalim bendim. Merhamet görmediği için körelen kalp benim kalbim. Suçlamasın kimse beni, dilleri kem duaya dönmesin. Onu ötelediğim o karanlıktan öteye bir adım gidemedim. Cezaysa verdiğim, hem ona ceza oldu hem bana. Şimdi yeni bir hüner talim etmek gibi olacak bu kalbi arındırmak. Hazdan, hevesten değil, kendi hikâyesinden arındırmak. Sadece bir defaya mahsus anlatacağım, dinleyin beni!” “ Ezan sesini alınca kulaklığı çıkarıp otobüsten indim. Mozart’ı, Bach’ı, Chopin’i nihayet susturabildim. Zira sabah evden çıktığımdan beri yaptığım, cam kenarı boş otobüslere binip yolu uzattıkça uzatmak ve bu üç abiyi dinlemek. Otobüsten indim ama varmayı hedeflediğin bir durak yoktu. Vermeyi hedeflediğim bir karar vardı. Kararı kendi içimde vermiştim aslında ama aile meclisinde açıklamadığım İçin henüz yürürlüğe giremiyordu. Gün bu gündü, dönüp dolaşıp eve dönecek ve kararımı artık açıklayacaktım. Erteledikçe imkansızlaşıyor. Erteledikçe susuyorum. Ben sustukça Mozart, Bach, Chopin konuşuyor. Bana iyi geliyorlar mı, muamma... Onların peşinden elimden tutuyor Neşet Baba. Hadi oğlum, diyor. Oralarda kimse senin dilini anlamaz, buraya gel, gönül dağına davet ediyor. Davete icabet sünnettir, deyip mırıldanmaya başlıyorum. Her yer yağmur yağmur boran kesiliyor. Yine hayalden hayale geçiyorum, gerçeği unutarak değil ama. Gerçeği kabul ederek, onu görerek, isteyerek. Hayalini kurmadan ona yaklaşamam, bunu biliyorum.” Kırık dökük öyküler arasında hâlâ sıcak
1000Kitap
Düşünsene Hızır BendimElif Genç · Ketebe Yayınevi · 2018263 okunma