İnsanın bu dünyada bırakacağı en kalıcı miras, ne banka hesabındaki rakamlar ne de sahip olduğu maddi güçtür. Paranın gücü bir yere kadar yeter ve insan ölünce bu dünyada kalır; fakat bir gönle dokunarak, bir işi samimiyetle ve dürüstçe yaparak kazanılan gönül duaları nesiller boyu arkandan gelmeye devam eder. Maddi varlık tükenir, makamlar değişir ama bir insanın arkasından "Allah razı olsun, ne güzel bir insandı, işini hakkıyla yapardı" denmesi, kazanılabilecek en büyük servettir. İtibar ve vefa, parayla satın alınamayacak kadar kıymetlidir.
1000Kitap
Ölümden sonra dirilmeye iman etmiş isek..
İman ettim demekle olmuyor kardeşim. Sabah namazına kalkacaksın.. Kaza namazı olmayacak nesiller yetiştireceksin... Allahın rızası için can alıp can vereceksin....
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
TARİHSELCİLİK ve SAHABE...
Mustafa Öztürk , tarihselci yaklaşımın dışarıdan ithal edilmiş bir Batılı düşünce kalıbı veya oryantalistik bir okuma biçimi olarak değerlendirilmesine de karşı çıkmaktadır. Ona göre Kur’ân’ın tarihselci perspektifle okunması, İslâm tefsir, fıkıh ve usûl geleneklerinin kendi içinden hareketle temellendirilebilir. Lâfız-mânâ, mantuk-mefhum, zâhir-bâtın, vesâil-makâsıd, illet-hikmet, hüküm-sebep, âmm-hâss, umumî hitap-hususî sebep gibi ayrımlar ile istihsan, maslahat, örf, makâsıdü’ş-şerîa ve esbâb-ı nüzul gibi kavramlar, Öztürk’e göre, nassın ilk tarihî bağlamı ile sonraki dönemlerdeki anlam ve işlevi arasında belli bir farklılaşma bulunduğunu gösteren ilmî araçlardır. Nüzûl döneminde Sahabenin Kur’ân’la ilişkisi, yazılı bir metni tarihî-tenkidî yöntemle çözümleyen modern okuyucunun ilişkisiyle aynı değildir. Sahabe, vahyi doğrudan Hz. Peygamber’den işitmiş, onu Kur’ân-Sünnet bütünlüğü içinde ve hayatın pratik akışı içerisinde kavramıştır. Buna karşılık sonraki Müslüman nesiller, Kur’ân’la artık yazılı bir metin üzerinden karşılaşmış; bu nedenle metnin ne dediği ile kendi dönemlerine ne söylemek istediği arasındaki ilişkiyi ilmî, fikrî ve metodolojik araçlarla kurmak zorunda kalmıştır. -REHA KANSU, "Tarihselcilik ve İslâma Muhatap Anlayış", -I. Mustafa Öztürk’ün Dilinden Tarihselciliğin İddiaları-, besincidevre.org, 18 Haziran 2026-
İslam'da Tarihselcilik
Kader ağlarını örenler..
Ahh şu bir önceki nesiller; yine kendi beğenişleri uğruna iki gencin kaderini belirlemek üzere konulara değinenler..
​"Doğu ve Batı, birbirinin karşıtı değil, bütünü oluşturan iki yarısıdır. Doğu’da eksik olan Batı’da tamamlanır, Batı’nın noksanını ise Doğu’nun ruhu doldurur. Bu iki mefhumun birlikteliği, bir karı-kocanın ahenkli evliliği gibidir. Bu evlilikten doğacak sağlıklı nesiller; ürettikleri teknolojilerle, yapay zekâlarla ve zekâ ürünleriyle sadece insana değil, tüm varoluşa büyük bir hizmet sunacaktır. ​Ancak bu iki dünya birbiriyle çatışır, adeta geçimsiz bir çift gibi sürekli kavga ederse, bu kör dövüşü insanlığa fayda değil, yıkım getirecektir. Akıl ile kalp birleşmeden hakikate ulaşılamayacağı gibi, Doğu ile Batı birleşmeden de insanlığın kurtuluşu mümkün değildir. Hakikat, bu iki gücün ortak çalışmasından doğacaktır." "Doğu ve Batı, birbirinin düşmanı değil, birbirinin tamamlayıcısıdır. Biri kalpse, diğeri akıldır. Bu iki kadim dünyayı birbiriyle kavga ettirmek, tüm canlılığı felakete sürükleyecek bir kör dövüşüdür. Oysa aralarındaki o büyük izdivaç sağlandığında, bu birliktelikten doğan nesiller ve onların ürettiği her teknoloji, tüm varlığa hizmet edecektir. Hakikat, akıl ile kalbin, Doğu ile Batı'nın omuz omuza verdiği yerde saklıdır."
Benim fikrime göre, bazı alışkanlıklar ve bağımlılıklar zamanla insanın benliğini yıpratabilir. Özgürlük elbette önemlidi ancak her şeyin sınırsız şekilde normalleştirilmesi doğru değildir. Bir süre sonra 'bunun nesi ayıp, şunun nesi yanlış' denilerek toplumsal değerler, saygı ve edep anlayışı zayıflayabilir. Yeni nesiller de gördükleri örneklerden etkilenerek aynı anlayışı benimseyebilir.