George Orwell, 1984’ü yazarken muhtemelen dünyanın en kusursuz, en korkunç ve her şeyi gören totaliter kabusunu dizayn ettiğini düşünüyordu. Tek bir düğmeyle geçmişi silen, insanı hiç var olmamış gibi yok eden bir 'Düşünce Polisi' ve 'Büyük Birader' mekanizması... İngiliz aklı işte; her şeyi çok steril, çok organize ve fazla ciddiye alarak kurgulamış.
Oysa dönüp Aziz Nesin’in Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz başyapıtına baktığımızda, Orwell’ın o milyarlarca dolarlık fütüristik gözetim simülasyonunun bizim nüfus müdürlüklerinin ve bürokrasinin karşısında nasıl tel tel döküldüğünü görüyoruz.
Orwell’ın distopyasında sistem seni yok etmek için devasa bütçeler harcar, ekranlar koyar, işkenceler yapar. Bizim yerli ve milli distopyamızda ise her şey çok daha tasarruflu: Bir nüfus memurunun mürekkebi bitiyor, kayıtlara "ölesi" yazılıyor ve tebrikler; artık resmen yaşamıyorsunuz! Ama iş vergi almaya, askere çağırmaya gelince sistem bir anda dirilip kapınıza dayanıyor. Winston Smith, varlığını kanıtlamak için sisteme karşı gizli bir direniş başlatırken; Yaşar Yaşamaz, devletin bizzat kendisine "Yahu vallahi yaşıyorum, bakın etimle kemiğimle buradayım" diye rüşvet vermek zorunda kalıyor.
1984’te insanı hiçe sayan teknolojik bir soğukluk vardır; Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’da ise insanı çıldırtan, trajikomik bir şark kurnazlığı ve bürokratik absürtlük. Biri 'Çift-Düşün' ile zihni ele geçirir, diğeri 'Bugün git yarın gel' ile iradeyi felç eder.
Kısacası; Winston Smith odasındaki gizli ekrandan kaçmaya çalışadursun, bizim Yaşar hapishanede devletin ona veremediği kimliği ve insanlık onurunu buluyor. Eğer Winston, O'Brien ile karşılaşmak yerine bizim bir vergi dairesine düşseydi, sistemin o felsefi ağırlığı altında ezilmek yerine sıra beklerken can sıkıntısından varoluşsal bir aydınlanma
Biz Adam Olmayız", toplumsal hastalıklarımızın, yönetsel bozukluklarımızın ve bireysel kusurlarımızın mizah potasında eritilerek sunulduğu; okuyucuyu kendisiyle ve yaşadığı toplumla yüzleştiren keskin bir özeleştiri kılavuzudur.
Oysa zübüklük bizde, bizim içimiz de. Onları biz kendi zübüklüğümüzden yaratıyoruz. Sonra, kendi zübüklüklerimizin bitek zübük'te birleştiğini görünce ona kızıyoruz...
Eşsiz bir kitap oldu benim için... Mizahi yanı bir yana ders niteliğinde bir kitap, şöyle oturup başını ellerinin arasına alıp uzun uzun düşünesi geliyor insanın kitap bittikten sonra.
Evet zübükler her yerde, içimiz de dışımızda orada burada şurada.. toplum olarak sorunumuz eğitimsizlik, okumamazlık, okuduğumuzu anlamamazlık yada. Bilmem kaç yıl olmuş kitap çıkalı ama değişen hiç bir şey yok ülke de her şey ve herkes yine aynı hatta daha kötü...
Yani kitap üzerine uzun uzun sohbetler edilmesi gerekiyor, mutlaka anlayarak okumak gerekiyor diye düşünüyorum. Bir mizahsen değil bu kitapta yer alanlar bunun bilincine varırsak daha da düşünülmesi gereken konular çıkıyor ortaya..
Büyük bir keyif aldım okurken, keyifli okumalar..
Aziz Nesin'nin dil ustalığı ve gözlem yeteneği, bu kitapta da kendisini gösteriyor. Ülkemizin sosyal yapısını ve siyasi atmosferini, mizah bil dide eleştirirken aynı zamanda bizleri hem düşündürüyor hem güldürüyor. Kitaptaki hikayeler kısa ve öz. Günlük hayatta karşılaştığımız absürd durumlar Aziz Nesin'nin kaleminden mizahi bir şekilde aktarılmış.
‘ ne diye benim
ruhumun âhengini bozdun?”
sabahattin ali
Sabahattin Ali, kımdır?
Türk edebiyatının toplumcu gerçekçi geleneğini kuran en önemli romancı, öykücü, şair ve gazetecilerinden biridir. Eserlerinde kullandığı sade dil, derin psikolojik tahliller ve ezilen kesimin sorunlarını işleyişi ile edebiyatımızda derin izler bırakmıştır.
Toplumcu gerçekçi çizginin öncülerindendir. Eserlerinde genellikle Anadolu insanının yaşamını, bürokrasiyi, eşitsizliği ve bireyin içsel yalnızlığını ustaca harmanladı.
Karakteri ve Sürgünler: Hayatı boyunca siyasi yazıları nedeniyle pek çok kez baskıya uğradı ve hapis yattı. Gazetecilik de yapan yazar, "Sırça Köşk" isimli eserinin Bakanlar Kurulu kararıyla toplatılmasının ardından işsiz kaldı.
Eserlerinde genellikle Anadolu insanının yaşamını, eşitsizlikleri ve toplumsal sorunları gerçekçi bir yaklaşımla işledi.
Sivri dilli ve toplumcu mizah yazıları nedeniyle Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz gibi isimlerle çıkardığı Marko Paşa ve benzeri dergilerde defalarca yargılandı= ve hapis yattı. Tek parti döneminde 1⅛ yakınlarında başından vurularak öldürüldü. Tüm Eserleri - Oyunlar Şiirler Mektuplar Yazılar Tutanaklar
"Bence Sabahattin'in en kuvvetli tarafı ken dine benzerliği, temiz ve metotl u bir edebiyat kültürüne dayanarak, en yaratıcı anlamı nda realist oluşudur ... Sabahattin köyü, kasabayı, köyl üyü, kasabalıyı çok iyi biliyor, d uyuyor ve yaşatıyor. Dili pürüzsüz. Görünüşü dağıtıp yine bir noktada toplamasını büyük bir ustalıkla ba şarıyor." Nazım Hikmet "
Çocukların yanında konuşulan her şey onların dünyasında iz bırakır.
Çocuklar sadece sözleri değil, o sözlerin altındaki duyguyu da alır. Bu yüzden yetişkinlerin yanında yapılan konuşmalar, sandığımızdan çok daha büyük bir etki oluşturur. Bazen bir cümle, bir çocukta uzun yıllar unutulmayacak bir düşünceye dönüşebilir.