Hayallerin ufkunda gizlenen bir ümit güneşi ile gözlerini aydınlatmak hevesiyle geniş arzu çölünde devamlı koşup duran bir serseri gibi, henüz yüzünü görmediği bir kızın durumunu öğrenmek için saatlerce zihin yormaktan zevk almaktaydı. "Düşünce", "aşkın" "öncüsü"dür.
Sonunda akşam olmuştu. Ama akşamlar da ne hüzünlüydü burada! Havanın kararmasından, her şeyin kaybolmasından, ışığın sönmesinden başka bir şey değildi.
Yeşil mürekkebi, beyaz sayfaların üzerinde bu kez Melahat için dans etmeye başlamıştı:
"Şimdi şiir bence senin yüzündür
Şimdi benim tahtım senin dizindir
Sevgilim, saadet ikimizindir
Göklerden gelen bir yadigâr gibi..."
"Aşkının derdiyle eridim, hayatımın kalanından da ümidim kalmadı. Şimdi ise dudaklarımın üzerine gelmiş olan şirin canım seni görmek ister. Fırlayıp çıksın mı yoksa yerine mi dönsün, fermanınız nedir?"