Evet, sen Kur'an diyorsun, ama hangi Kur'an? Cehaletin elinde teberrük edilip kutsanan bir nesne olan Kur'an mı? Cinayetin mızraklarının ucundaki Kur'an mı? Yoksa çeyrek yüzyıldan daha az bir sürede çölün dağınık ve düşman kabilelerini birleştirerek dünyanın egemen
güçlerini -Bizans, Sasanî- çökerten, insanlığın kaderini ele geçiren, devrimci yapısıyla insanlık tarihinde yepyeni bir medeniyet ve kültür meydana getiren bir kitap olarak mı Kur'an?
“Tanrıları da birer yaratık değil miydi, benim ve senin gibi yaratılmış, zamana bağımlı, ölümlü yaratıklar? Eğer böyleyse durum, iyi bir şey mi, doğru bir şey miydi, anlamlı ve en yüce davranış mıydı Tanrılara kurbanlar sunmak? Atman'dan, bu biricik varlıktan başkasına kurbanlar sunulabilir, başkasına tapınılabilir miydi o zaman? Ve nerede bulunabilirdi Atman, yeri yurdu neresi olabilir, ezeli ve ebedi kalbi nerede çarpabilirdi insanın kendi Ben'inden, kendi özünden, herkesin kendi içinde taşıdığı o yok edilmezden başka? Peki, neredeydi bu Ben, bu öz, bu en son nesne?”
Bugün psikoloji ve tıp alanlarında kullanılan "stres" kavramı fizikten ödünç alınmıştır. Bu alanlarda stres kavramı, herhangi bir nesne veya sisteme dışarıdan uygulanan bir güç olarak tanımlanır. Psikoloji gibi insan davranış ve duygularını konu edinmiş bir bilim dalına bu tanımın uygulanması, stresin, çevreden bireye yöneltilen, onda kaçınılmaz ve otomatik denebilecek bir gerilim yaratan olaylar olarak düşünülmesini kolaylaştırır. Bir başka deyişle, duygusal tepkilerin sorumluluğu bireyden çok, çevresel olaylara atfedilegelmiştir. Stres kavramına bu pencereden bakılmasının en sakıncalı yanı, bireysel sorumluluğu neredeyse sıfıra indirgemesidir.