Otobiyografi niteliği taşıdığını öğrendikten sonra Nazım Hikmet'in şiirlerini daha iyi anlamak için başladım bu kitabı okumaya. Sonra fark ettim ki bu kitabı anlamak için de Türkiye tarihini daha iyi bilmeliydim. Anlamadığım şeyleri araştırmak için kesik kesik okudum, bu yüzden kitabı bir türlü bitiremedim. Baktım olmayacak, kitapta yazılanları tarihi gerçeklerle eşleştirme çabasından vazgeçtim. Tiyatro dersini veren hocamız, "İnsanlarımız baleye, operaya gidip anlamaya o kadar odaklanıyor ki keyif alamıyorlar, kendinizi bırakıp onları birer deneyim gibi yaşamalısınız." demişti. Ben de kendimi Ahmet, İsmail, Ziya, Anuşka, Kerim ve diğer karakterlerin hikayelerine ve kendilerini ifade ediş şekillerine bıraktığımda kitaptan çok daha fazla keyif almaya başladım. Yazılmasaydı unutulup gidecek bir sürü hayat ve hayat dersi var kitabın içinde. Üstüne bir de Nazım'ın şairane dili, en acıklı şeyleri bile yalın ve bazen de komik şekilde tasavvur edişi çok hoşuma gitti. Buna bir örnek olarak, en sevdiğim pasajlardan birini bırakıyorum:
"Ya köpek kudurarak öldüyse? Beni ısırdığı zaman da kuduzdu demek? Demek ben de kuduracağım. (İçimden gülmek geldi, 'Kuduracağım' sözünde komik bir şey var, Allah kahretsin.)"
Uzun lafın kısası, okunmasını tavsiye ederim. Ben en çok dilinden etkilensem de anlattığı dönemdeki birçok gerçeği yansıtması kitabı tarihi açıdan da önemli kılıyor.