hilal

hilal
@nesnelestim
okur
ankara
15 Ekim 2004
21 okur puanı
Haziran 2018 tarihinde katıldı
8/10
·169 syf.··
2026 1. kitabı
Otobiyografi niteliği taşıdığını öğrendikten sonra Nazım Hikmet'in şiirlerini daha iyi anlamak için başladım bu kitabı okumaya. Sonra fark ettim ki bu kitabı anlamak için de Türkiye tarihini daha iyi bilmeliydim. Anlamadığım şeyleri araştırmak için kesik kesik okudum, bu yüzden kitabı bir türlü bitiremedim. Baktım olmayacak, kitapta yazılanları tarihi gerçeklerle eşleştirme çabasından vazgeçtim. Tiyatro dersini veren hocamız, "İnsanlarımız baleye, operaya gidip anlamaya o kadar odaklanıyor ki keyif alamıyorlar, kendinizi bırakıp onları birer deneyim gibi yaşamalısınız." demişti. Ben de kendimi Ahmet, İsmail, Ziya, Anuşka, Kerim ve diğer karakterlerin hikayelerine ve kendilerini ifade ediş şekillerine bıraktığımda kitaptan çok daha fazla keyif almaya başladım. Yazılmasaydı unutulup gidecek bir sürü hayat ve hayat dersi var kitabın içinde. Üstüne bir de Nazım'ın şairane dili, en acıklı şeyleri bile yalın ve bazen de komik şekilde tasavvur edişi çok hoşuma gitti. Buna bir örnek olarak, en sevdiğim pasajlardan birini bırakıyorum: "Ya köpek kudurarak öldüyse? Beni ısırdığı zaman da kuduzdu demek? Demek ben de kuduracağım. (İçimden gülmek geldi, 'Kuduracağım' sözünde komik bir şey var, Allah kahretsin.)" Uzun lafın kısası, okunmasını tavsiye ederim. Ben en çok dilinden etkilensem de anlattığı dönemdeki birçok gerçeği yansıtması kitabı tarihi açıdan da önemli kılıyor.
İnceleme
Yaşamak Güzel Şey Be KardeşimNazım Hikmet Ran · Yapı Kredi Yayınları · 20223,986 okunma
Reklam
9/10
·72 syf.··
2025 4. kitabı
Akakiy Akakiyeviç Kitabe-i Sengi Mezar'daki Süleyman Efendi'yi çağrıştırdı bana. Aslında öyle aman aman benziyor değiller, hatta belki tek bir ortak yönleri var. Kitabın sonunda anlatıcının söylediği gibi, bir sineğin bile bilim insanları tarafından fark edildiği ve titizlikle incelendiği bu dünyada ikisi de kendi hallerinde yaşayıp sessizce yitip gitmiş insanlar. Gerçi Akakiy Akakiyeviç sonda çok da sessiz gitmedi ama.. O kadar çaresizdi ki ancak doğaüstü yollarla bir intikam yazabilmiş ona yazar. Yazık oldu Akakiy Akakiyeviç'e. Akakiy Akakiyeviç aylarca aç kaldı bir palto için, ölmedi, ama bir güncük de olsa ona değerli hissettiren şeyi kaybedince gidiverdi işte. Hiçbir yükselme hırsı olmaksızın aynı işi yapmış durmuş, inisiyatif gereken hiçbir deliğe burnunu sokmamıştı, gel gör ki bir kerecik kendini şımartmaya dahi hakkı yokmuş meğer. Dünya nedense hiç adil değildir böylelerine.
PaltoNikolay Gogol · Tutku Yayınevi · 201746,2bin okunma
10/10
·216 syf.··
2025 3. kitabı
7 aydır okuduğum kitabı nihayet bitirdiğimi bildiririm. Konu ayrı güzel, işleyiş ayrı. Yaşar Kemal'in dili o kadar bizden ve o kadar tatlı ki, yerli yersiz canım Anadolu atakları yaşadım. Çok beğendim, herkes okusun.
Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal KarıncaYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202515,6bin okunma
8/10
·129 syf.··
2025 1. kitabı
·
141 günde okudu
·
Okunma: 10 Ocak 2025 11:28
Kitap sevgilisinden ayrılan bir kadının iyileşme sürecini anlatıyor. Bu süreci kadının ağzından, sevgilisi Osman'a yazdığı mektuplar formatında okuyoruz. Kadıncağız kendisi ayrılıyor Osman'dan, sonra hasretinden ölüyor, sonra bir bakmışsın istifa edip köye kaçmış sebze yetiştirmeye vermiş kendini. Öyle böyle kendini yeniden bulmayı ve Osman'a veda etmeyi başarıyor. Kitabın farklılığı, pırıltısı tamamen kelime seçimlerinde. Aynı zamanda her paragraf Osman ile bittiğinden ahenkli de bir okunuşu var. Biçimi gerçekten özgün diyebilirim. İlk bölümü okuduğumda kelime oyunlarından büyülenmiştim. Dile aşina oldukça o şaşkınlıktan sıyrılsam da keyif almaya devam ettim. Sohbet edasında bir samimiyetle yazılmış kitapları seven herkese tavsiye ederim.
Bu Hikâye Senden Uzun OsmanAylin Balboa · İletişim Yayıncılık · 202213,5bin okunma
9/10
·160 syf.··
2024 5. kitabı
Aşka dair bir sürü kurgusal kitap okudum fakat yaşanmış bir aşk hikayesine hiç bu şeffaflıkta tanık olmamıştım. Aliye Hanım ve Sabahattin Ali'nin birbirlerini sevme süreci kafamdaki eski usül evlilik kalıbını zayıflattı. Yakınlarının tanıştırması ile başlayan nişanlılık süreçleri sanki yıllar yılı birbirlerini görüp sevmişler de öyle kavuşmuşlar gibi devam ediyor. Mektuplaşmanın yakınlaşmak konusunda ne kadar etkili olduğunu anladım, mesajlaşmak gibi değil, her şeyden önce beklemenin ve kavuşmanın heyecanı büyütüyor aşkı. Haftada bir iki kez ele geçen mektupların yazarını iyice tanıyabilmek için mektubu ezberleyecek kadar çok okumak ve eldeki tek renkli fotoğrafa defalarca bakmak gerekli. Sabahattin Ali'nin Aliye'ye ilk mektubundan itibaren "sevgili nişanlım, karıcığım, sevgilim, aliyem" diye hitap etmesi, bitirirken gözlerinden defalarca öpmeyi hiç unutmaması o kadar tatlı ki okurken bayıldım!!! Keşke Aliye Hanım'ın mektuplarını da okuyabilseydik de bu kadar aşık olunan kadını daha yakından tanıyabilseydik. Fakat mutlu kısımlar çok sürmedi. Bir yazar olarak geçinmek kolay değil, bir de siyasi meselelere karışınca Sabahattin Ali'nin başı beladan hiç kurtulmuyor. Fakat kendisi hapisteyken bile napıp edip evin her ihtiyacını hesap edip karısına neyi nasıl halletmesi gerektiğini bir bir yazıyor, Aliye'nin ufak rahatsızlıkları ve Filiz'in ders notları gibi en ufak ayrıntıyı merak ediyor, ilgileniyor. Bir koca ve bir baba olmanın ne demek olduğunu ve ne kadar zor olduğunu bu mektuplarla derinden kavramak mümkün. Çok üzücü bulduğum birkaç ayrıntıdan biri, gelecekle ilgili iyimser tahminlerinin doğru çıkmamasıdır. Üst üste bir sürü sıkıntı yaşayınca "Herhalde bu kadar sıkıntının hayırlı bir sonu olacak." yazmış, maalesef umduğu gibi olmuyor. "İhtiyarlayacağımı kim söyledi?
İnceleme
Canım Aliye, Ruhum FilizSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202031,5bin okunma
Reklam