Nazım Hikmet’in hiç romanını okumamıştım, bu kitabının da roman olduğunun farkında değildim. Kitabı okumak için elime alıp kapağını açtığımda şiir değil de düz yazı çıkınca şaşırdım. Kitaba böyle bir sürprizle ve büyük bir merakla başladım.
Nazım Hikmet’in 1962’de tamamladığı kitabı Sovyetler Birliği’de Rusça olarak Romantika ismiyle basılır. 1964’te Bulgaristan’da Türkçe olarak basılır. Ülkemizde de ilk kez 2002 yılında basılır ancak ‘Komünistim’ sözcüğünün geçtiği şiiri ‘Emekçiyim’ şekilde basılarak sansür uygulanarak. Buna, şaire yapılan saygısızlık, ayrıca komünizm, komünist sözcüklerinin yasaklayan kanunların kalkmasına rağmen yayınlama haklarını ellerinde bulunduranların bu keyfi uygulamalarının haksız olması nedeniyle tepki gösterilir. Bendeki 2018 baskısı aslına uygundu. Roman şeklinde yazdığı birkaç kitabı daha varmış ama şiir kitaplarının gölgesinde kalmış edindiğim bilgilere göre.
Roman TKP üyesi olduğu için aranan Ahmet’in gizlenmek için İzmir’de olan eniştesini ziyaretiyle başlıyor. Eniştesi kendisinin de arananlar listesinde olduğunu söylemesi üzerine dava arkadaşı İsmail’in kulübesinde kalmaya başlar. Bu zorunlu kalış sürecinde zihninde anılar canlanır. Anlatımda zaman ve mekanlar arasında geçişler görülür. İlk olarak üniversite yıllarını, Moskava’yı, Anuşka’yı anımsar.
Betimlemeleri okurken -harika betimlemeler yapmış yazar -Nazım Hikmet’in Sovyetler Birliği’ndeki izlenimlerinden faydalandığını düşündüm. Sayfalar ilerledikçe Ahmet’in kimliği-paşa torunu olması, Sovyetler Birliği’nde üniversite eğitimi görmesi, öğretmen olarak Bursa’ya gitmesi vb.- ve yaşadıklarının Nazım Hikmet’in yaşamıyla örtüştüğünü gördüm -Kitabın ilerleyen sayfalarında da İsmail’in yaşadıkları, tutuklanması, tahliye olup çıksa da tekrar hapishaneye girmesi gibi olaylarda da