...elbette ve elbette ve her halde ve hiç şübhe getirmez ki, -Onuncu Söz'de isbatına binaen- o rahmet ve hikmet ve inayet ve adalet ve saltanat-ı sermediyenin gayet kat'î istedikleri dâr-ı âhiret ve daire-i haşir ve neşrin açılmamasıyla; o nihayetsiz cemal-i rahmet nihayetsiz bir çirkin merhametsizliğe inkılab etmesi ve o hadsiz kemal-i hikmet, hadsiz kusurlu abesiyete ve faydasız israfata dönmesi ve o gayet şirin inayet, gayet acı ihanetlere değişmesi ve o gayet mizanlı ve hakkaniyetli adalet, gayet şiddetli zulümlere kalbolması ve o gayet derecede haşmetli ve kuvvetli saltanat-ı sermediye sukut etmesi ve haşrin gelmemesiyle bütün haşmeti kaybolması ve kemalât-ı rububiyeti acz ve kusur ile lekedar olması, hiçbir cihet-i imkânı yok; hiçbir akıl ihtimal vermez, yüz muhal içinde birden bulunur, daire-i imkân haricinde bâtıl ve mümteni'dir.
TABLO: Nasreddin...
Dine yardımı dokunan... Yardım, üstünlük, yenme, galip kılma... Yağmurun her yeri sulaması... Hıristiyanlıkla alâkalı ve ona mensup olan... Göz pınarında, mak’at havâlisinde ve diş etlerinde olur bir hastalık... Nusret... Yardımcı... Zafer veren... Neşreden, yayan... Bir müellifin eserini bastırıp çıkaran... Editör... Kolu açan adale... Kuruyup yağmurdan yeşeren ot... Nesir yazan... Yayan, saçan, herkese duyurma... Nesrin... Ağustos gülü... Akbaba... Kartal... Rahmet... Hamî...
Tablo: Nasreddin, ″NASREDDİN HOCA’NIN HİMMETİ″ başlıklı bölüm, İBDA Yayınları
Lûgatçe
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Hayali ru-yi dilber cism-i zârımda nihanımdır O dilcunun şitabı su gibi gözde revanımdır Görünmez çeşmime fasl-ı gülistanın temaşası Görünen gözüme ancak baharârâ civanımdır Bana arz etme ey bâd-ı saba bû-yi gül ü nesrin Yeter geysu-yi hoşbu, benim anberfeşanımdır
Doğan Kitap
-"Nereye?" diye sordu. Süleyman: "İçeri; Evliya Çelebi'yi kurtarmaya" dedi. Nesrin yalvaran bir sesle: - "Bırak.. nükteyi bırak. Sen nükteye katlanacak adam mısın? İnme nükteye, diyeceğini düpedüz söyle. Asıl o zaman kurtarıcı olursun. Hadi gidelim" dedi. - "Peki gidelim. Fakat alayım Çelebi'mi" Nesrin gülümsedi: "Kalsa ne çıkar? Cevdet Paşa evde değil mi?" "Hocam" da gülümsedi. Çıktılar. Şimdi Nesrin'in eli Sûleyman'ın elinde idi ve bunu Doğanbeyliler pek güzel buldular. Nesrin'e gelince, Nesrin; mutluluğa ancak bir noktadan ulaşılabileceğini daima biliyordum demek isterdi: Gün daima ve herkes için akşamlıdır, dün doğan bir gün ölür. Ama ölüme giden yollar ve gidişler hep aynı değildir, ölümün ötesi herkes için aynı değildir ki...
Sayfa 236·Kitabı okudu
Doldurma Tüfek
Yirmi yaşını bulmamış bu başöğretmen gelip de onun yerine geçince, Nesrin, Süleyman'ın, hiç olmazsa bir parça sinirlenmesini, üzülmesini, hattâ kıskanmasını ne kadar istemişti. Bu olsaydı her şey ne kadar tatlı olacaktı? Fakat "hoca", bir ikinciyi asla aratmayan o soğuk faziletlerinin arkasında her zamanki gibi sakindi; ne biraz fazla, ne daha az. Nesrin'e yakınlığı da her zamanki gibi idi. Her zamanki gibi ve dışardan gelecek yardımcı kuvvetleri iterek. Beriki budala ona "haksız mıyım?" diye soruyordu. Budala, budala işte: Haklı olan daima Süleyman idi; çünkü kendini bulan, kendini kurtaran, kendini sevgide, hoşgörürlükte ve anlayışta bulan, kurtaran Süleyman idi: Başöğretmenin istekleri, iddiaları vardı; fakat ne yapmak istediklerini, ne de iddialarını biliyordu. Süleyman'ın dediği gibi, onu, dudaklarına sekiz on cümle iliştirdikten sonra köyün binbir kördüğümü içine salıvermişlerdi. Başöğretmen birçok şeye savaş ilân etmişti, ama düşmanlarının yalnız adını biliyor, bu yüzden de kendi kuvvetlerinin çoğunu, hattå en değerlilerini karşıdan sanıyordu; sonunda, kurtaracağım dediği düşmanının ta kendisi olup çıkmıştı. Süleyman'ın dediği gibi "doldurma tüfek."
Sayfa 235·Kitabı okudu
Yandaki sınıfa girerek ilk sıraya kapandı: Hayır, hayır; artık okula gelmeyecekti. Dersler başlayınca da evden sınıfa, sınıftan eve, işte o kadar. Fakat eylül beş, eylül on beş, sonra ekim, sonra dinmeyecekmiş gibi yağan yağmurlar.. yağmurlar. Ve biri kırk kilometre doğuda, öteki aynı uzaklıkla kuzeydeki iki ilçeyle eş kenarlı bir üçgen kuran yollar bu yağmurlarla nadas tarlalarından farksızlaşacak, Doğanbeyli bucağı dünyadan kopmuş bir nokta gibi kalacaktı. Dünya sağnakların ardında, çamurun, tipinin ve ayazın ardında, memurin kanunu'nun ardında kaybolup gidecekti. Deliçay bütün kış boyunca bahçe duvarlarına kadar yükselir, boz bulanık, uğultulu, devrile devrile akar, dallar, kütükler sürükler getirir, vâdinin vahşiliği bütün bütün artardı. Ufku büsbütün daraltan tepeler, toprak damlı evlerin üzerine iki yandan abanıverecekmiş gibidir. Bütün kış her şey, kül rengi bir gökyüzünün altında, her şey toprak damlar, kerpiç duvarlar ve ebedî melankolileri ile çırılçıplak kavaklar birbirlerini eritmek, yok etmek içindir. Bu yokluğun içinde Nesrin, bu on dokuz yaşı ile ne yapsın? Ne yapabilir?
Sayfa 234·Kitabı okudu