Çıktıktan çok sonra okudum. Biraz geç bir okuma oldu. Otobiyografileri severim fakat genelde ya film uyarlamalarını ya da sesli kitaplarını dinlerim. Bunu alıp okudum. Edebi tarafıyla alakalı hiç yorum yapmayacağım ama şunları söyleyeyim:
Ben bu kitapta maalesef kendime, çocukluğuma dair çok fazla şey buldum. Maalesef diyorum çünkü bir birey-erkek olarak açıkçası dilerdim ki kendimden pay biçebileceğim insanlar daha "ulu", daha "iyi" kimseler olsun.
"Türkiye’den, İstanbul’dan, Topkapı Garı’ndan, Türk sanat müziğinden, türkülerden, tıklım tıklım otobüslere binerken başkalarının önüne geçmek için çabalamaktan, folklordan, futboldan, kuyruğa girmeyi bilmeyen insanlardan, çamurdan, mahallelerinden geçtiğimde sataşan çocuklardan, ter kokusundan, din ve turizm dersinden, sokak kapıları önündeki ayakkabılardan, maşrapadan, köylülerden, minibüs muavinlerinden, tığ işlerinden, gül suyu kokusundan, başörtüsünden, alaturka tuvaletten, seccadeden, elektrik ve su kesintilerinden, bağlama ve zurna sesinden, yemek yemekten, blok flütten, halay çekenlerden, göbek atanlardan, yemek kokan apartmanlardan, kalabalıktan, babasızlıktan, fakirlikten, sıskalığımdan, sevgilim olmamasından, utangaçlığımdan -------- NEFRET EDİYORUM"Teoman ’ı sevmediğimden değil. Kitabı okuyan arkadaşlar ya da benim gibi Teoman hayranı olanların inkâr edemeyeceği bir gerçek var. Bu adam cidden mutlu değil. Yalan mı yani? Senelerce boş bira şişelerinin dibinde aramadı mı bu adam mutluluğu? Magazinciler ile yumruklu kavgalara girmedi mi? Onar kez müziği bırakıp geri dönmedi mi? Bir ara fotoğrafçı olacaktı mesela sözde. Çok geç yaşta evlendi, kızı oldu, boşandı. Yazarlık yapmaya çalıştı, film (hatta filmler) çekti bir ara, film yönetti, senaryo yazdı. Filmi bile mesela baştan sona "trajedi" idi ve
"Sadece kadınların öldüğü kocaman bir taziye evi burası;
tabutları erkeklerin kaldırdığı, kadınların ellerinden hayatlarının alındığı..."
-Pelin İktüren