Üretim zincirinin bir parçası olmayınca eksik hissetme hâli modernizmin sonucu mu yoksa insan doğası mı emin değilim, ama uzun dönem bu eksikliği içimde yaşadım. Üretebileceğim hiçbir şey yokmuş gibi hissettim. Üretebileceğim bir şeyin henüz üretilemez olduğundan şüphelendim. Ancak ortaya fiziksel ya da düşünsel bir metaa koymak sanıldığının ya da benim sandığımın aksine girift değil.
Kendinden verdiğin şeyler, ki en önemlilerinden biri vakit, üretimin temelinde. Üretebilmek için mesai harcamalı, aslında kendinden harcamalısın. O yüzden ortaya çıkan şey biraz da sen olmakta. Bundan dolayı ürettiğine yabancılaşma, kendine yabancılaşmayı getiriyor. Ya da üretmedikçe, aslında, insan kendinden kaybediyor, eksiliyor. Çünkü kendini kaybettiğinde kendini bulabileceğin hiçbir sığınağın olmuyor. Kendini ve(ya) kendine sakladığın hortlukların olmaksızın devamlı eksildiğin ancak bu eksilmelerini bir yere aktarmadığın için yitip gidecek bir canlıya dönüşüyorsun.
Sanat, bir üretim. Yazmak, bir üretim. Konuşmak, bir üretim. Ben yazmayı ama özellikle akademik yazını bir üretim hâline getirmeye çalışıyorum son zamanlarda. Düşüncelerimi ve bulgularımı, benden önce üzerinde durduğum konu hakkında düşünenlere atıflarla, bir bilgi dünyası inşa etmek için kullanmaya karar verdim.
İnsan kendine yakıştığı gibi davranır, giyinir, düşünür ve bence kendine yakıştığı gibi de üretmeli. Ürettiğimiz metaanın bizden aldığı tek şey zamanımız, bilgimiz, rengimiz ya da zevkimiz değil aynı zamanda etik ya da ahlâkî kurallarımız da ürettiklerimizden okunuyor. Bu yüzden akademiyi seviyorum, bu yüzden yapacağım akademik üretimlerimin yanlışlanma payını es geçmeden daima arkasında duracağım. Bu yüzden artık üretebiliyorum.