bana temyiz talebimin kabul edileceğinden emin olduğunu, fakat kurtulmam gereken bir günahın yükü altında olduğumu söylüyordu. ona göre insanların adaleti hiçbir şeydi, tanrınınkiyse her şey. beni mahkum edenin insanların adaleti olduğunu hatırlattım. o da bana yine de bunun günahımı temizlediğini söyledi. günahın ne anlama geldiğini bilmediğimi söyledim. bana yalnızca bir suçlu olduğum söylenmişti; suçluydum, bedelini ödüyordum, daha fazlasını isteyemezlerdi.
-ama, sizi hapse bunun için tıkıyorlar zaten.
-nasıl yani?
-evet öyle, özgürlük bu işte. özgürlüğünüzü elinizden alıyorlar.
-doğru, ceza başka ne olacak ki?
bunun benim suçum olmadığını söylemek istedim ama vazgeçtim çünkü bunu daha önce patrona söylediğimi anımsadım. zaten bir anlamı da yoktu bunun. ne de olsa insan her zaman biraz suçludur.
-bilmek felaket getirir. insanı cezbeden belirsizliktir. sis bulutu çökünce her şey daha bir güzelleşir.
-insan siste yönünü de şaşırabilir.
-tüm yollar eninde sonunda aynı yere varır, sevgili gladys.
-neresiymiş orası?
-hayal kırıklığı.
-hayatı hayal kırıklığıyla tanıdım ben.
-hayat sana altın tepside, taçlarla sunuldu.
-çilek yapraklarından* bıktım usandım.
* düşeslerin tacında çilek yaprakları bulunur.