"Öyle anlar vardı ki, içimizde iz bırakarak tüm yaşam bir mercekte odaklanan güneş ışığı gibi o ana, sonsuza dek odaklanırdı. Kim bilir, kaç yıl yaşarsa yaşasın, belki de insan yalnızca böyle anlarda yaşar."
Artık ortada ne kendi kullarına sahip çıkabilecek bir Tanrı, ne de gerçekle sahte ve gerçekle yapay bir yönteme başvurularak diriltilmiş ‘gerçeğin’ birbirinden ayrılmasını sağlayacak bir Kıyamet Günü olasılığı bulunmadığını söylemektedirler. Çünkü her şey zaten ölmüş ve Kıyamet Günü beklenmeden diriltilerek yaşama döndürülmüştür.
Bilmek dediğin somut gerçekler olmadan nedir ki, diye düşünüyor, spekülasyondan ibarettir, falcılıktır, kehanettir, tahminler birçok zaman yanlıştır, çoğu zaman yanlıştır.
Hayatın boyu aynı yerde yaşadıysan başka yerde yaşama fikri imkansız gelir, hayal gücüyle alakalı bir mesele de değil bence, hani nasıl derler, nörolojik bir şey, beyne kazınmış.
Tarih çekip gidememiş insanların sessiz bir kaydıdır, seçim şansı bulamamışların kaydıdır, gidecek yeriniz olmadığında veya gitmeye imkanınız el vermediğinde gidemezsiniz, çocuklarınız pasaport alamadığında gidemezsiniz, ayaklarınız toprakta kök saldığında ve onları oradan koparmanız mümkün olmadığında gidemezsiniz.