Kitabı o kadar akıcı bir şekilde okudum ki ne zaman sonuna yaklaştığımı fark etmedim. 1800’lü dönemin tekdüze hayatı ve fazla yapılacak şeyin olmamasına karşın Jane Austen yine çok iyi bir çıkartarak konuyu akıcı ve yalın bir biçimde ele almış. Bunu yaparken ise dönemdeki kadınların yerini, davranışlarını ve sosyal yaşantısını gizli gizli iğnelemeyi ihmal etmemiş ki bu yazarın kitaplarında okumaktan keyif aldığım yegane şeylerdendir.
Kitap ana karakter olan Catherine’nin 17 yaşında Bath’e gitmesiyle ve bu yerde kendi hikayesi için bir kahraman arama isteğiyle başlıyor. Tabii sonrasında anlaşılacağı gibi karşısına Henry çıkıyor ve istediği gibi bir kahramana kavuşmuş oluyor. Ve daha sonrasında olaylar gelişmeye başlıyor.
Kitabı okurken hikaye üzerinde takıldığım pek fazla yer olmadı fakat sürekli Catherine’i karşıma alıp “Tamam anladım konular üzerinde aptalca düşüncelere kapılıyorsun da bu fikirleri neden etrafındakilere belli edip kendini rezil etme ihtiyacı duyuyorsun anlamıyorum” diye uyarmak istedim. Ama bu kısımlar hariç kitabı çok beğendim.
Kamelyalı kadın kitabını tam uzun zamandır kitap okumadığımı farkettiğimde okumaya başladım. Kitaba başladığımda içerisindeki hikaye ilgi çekiciydi.
Bu kitap bir hayat kadını ile bir beyfendinin eski tarihte olan trajik aşkını anlatıyor.
Julie Garwood’un ilk okuduğum kitaplarından olsaydı eminim ki çok seveceğim bir kitap olurdu ödül. Ama yazarın kitaplarından okuduğum beşinci kitaptı. Bundan dolayı olduğunu düşünüyorum ki çok sıkıldım. Hem konu bakımından diğerleri ile aynıydı hem de yazım şekli gerçekten basitti. Böyle olunca da kitap anında bitiverdi zaten. Özetle sonunu zaten tahmin ettiğim, bir çok repliğini önceden başka kitaplarda çokça okuduğum bir kitap oldu. Ödül bu türde bir çok kitap okuyan kişi için oldukça klişe gelicektir.
Yıllar önce belki bir aydan daha fazla zamanda zorla bitirdiğim canım kitap. Ama okurken sıkılmama rağmen şu anda bile hala çocuğun yalnızlığı ve kitabın sonu aklıma gelince üzülüyorum.
Beyaz GemiCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 199987,3bin okunma
Kitabın ana konusu Alman olan Max ve Yahudi olan Nadia'nın hikayesi. Bunun dışında da çeşitli bir çok hikayeyle karşı karşıya olduğumuz etkileyici bir kitap. Okurken insanı o kadar sürüklüyor ve içine çekiyor ki bir an nerde olduğunuzu unutabiliyorsunuz..
Kitabın kısaca hikayesi ise şöyle; Bir çocuk annesi Maya, Amerika'dan İstanbul'a gelen üniversite profesörü olan Maximilian Wagner ile işi gereği vakit geçirir. Ve bu sırada hem profesörle ilgili hem de kendi ailesi hakkında geçmişten gelen yaşanmış acı hikayeler öğrenir. Ve bu hikayeler, durağan ve sıradan bir hayatı olan Maya'nın düşüncelerini ve hayatını değiştirir.
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020163,8bin okunma