Kafelerdeki dip dibe masalarda, kaşık-çatal ve insan seslerinden müteşekkil gürültü yayını sizi çevrelerken, karınlar belki doysa da, gönüller birbirine doymuyor. Üstelik “güzel bir kafe var seni oraya götüreyim.” teklifinin bitişiğindeki “bana zahmet olmasın” anlamı, o cümlenin gizli öznesi olarak duruyor. Kendimize itiraf etsek bir türlü, etmesek bir türlü. Omuzlarımız üşüdü diye uzatılan sigara kokulu polar şallar, arkadaşımızın el ölmesi, kendi kokusunu taşıyan otantik hırkası kadar ısıtmıyor. “Az çoktur” , bunu hepimiz biliyoruz.
Herkesin karanlığı bir ışığa muhtaç.
Arıyoruz aydınlığı ve böylece bir ömür geçiyor; kimi nihayet görebiliyor, kimi kör olduğunu bilmiyor.
Cihan Çetinkaya