emine

emine
@nihayetinde
dünya sonlu, kalbim kederli
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Peki dedikodu yapmak neden zevk veriyor ?
Bunun en büyük sebebi kendi nefsimizi temize çıkarmak, toplum önünde kabul görmüşlük seviyemizi yükseltmek, onaylanma güdüsünü tatmin etmek belki de. Mesela komşu Mualla’nın çok pasaklı olduğu hakkında konuşan iki kadın “o pasaklı; çünkü ben temizim” demek ister satır aralarında. Komşu Mualla üzerinden kendi titizliğinin, kadınlığının, sorumluluk bilincinin sağlamasını yapar. Anlattığı kişinin onaylayan her mimik ve hareketi ile de toplum önündeki imajını temize çıkararak ayrılır oradan. Ya da esnaf Mustafa’nın anne babasına bakmadığı ile alâkalı konuşan onu ayıplayan iki adam, Mustafa üzerinden “ben hayırlı evladım” mesajı verir. Esnaf Mustafa üzerinden kendi insanlığının, adamlığının, merhametinin sağlamasını yapar. Çünkü, namuslu olduğunu anlatmak istiyorsan namussuz hakkında konuşmak gerekir, sözüne güvenilsin istiyorsan “filanca da ne kadar yalancı diye konuya girersin”. Ne kadar mükemmel bir anne olduğunu direk söyleyemiyorsan “filanca çocuğuna yemek bile yediremiyor öyle annelik mi olur” dersin kim bilecek. Buradan, “Hiçbir problemi konuşmayalım, hepsini halı altına süpürelim, görmezden gelelim” dediğim sonucu çıkmasın. Ben diyorum ki: Çocuk eğitimi yerine filancanın anneliğini, toplumsal refahı nasıl artırabiliriz yerine hırsızlığı, ahlaksızlığın önüne geçmek için “neler yapılabilir” yerine komşunun kocaya kaçan kızını konuşmaya devam edersek, bu problemlerin hepsi katlanarak büyümeye devam edecek. Alkol almanın, adam öldürmenin, hırsızlık yapmanın ne kadar kötü bir şey olduğundan değil de filancanın adam öldürmesinin, komşunun yaptığı zinanın, Ahmet Amca’nın aldığı alkolün gündemini yapıyoruz. Suçları sebepler üzerinden değil de sonuçlar ve kimin yaptığı üzerinden değerlendiyoruz çoğu zaman. Geriye elimizde kalan boş lakırdıdan başkası da olmuyor.
oldukça önemli bir husus;
Ana-baba ve çocuk ilişkileri konusunda yazılanların bir başka sonucu da, bazı yetişkinlerin kendi sorunlarından ana-babalarını sorumlu tutarak onlara karşı düşmanca tutumlar geliştirmeleri biçiminde olmuştur. İnsan yetişkin yaşamında ana-babasının kusurlarının izlerini taşısa bile bundan ötürü onları suçlamak kendisini de suçlu hissetmesine neden olur. Bu, yetişkin bir varlık olarak insanın kendi varoluş sorumluluğunu üstlenememiş olmasının suçluluğudur. Ana-babalarımızdan alacaklı olduğumuz bir gerçek de olsa, geçmiş yeniden yaşanamaz. Bazı insanların daha elverişli koşullarda yetişmiş olmasının yarattığı eşitsizliğe isyan etmek de bizi kendi sorumluluklarımızı görmekten alıkoyabilir. Üstelik ana-babalarına öfkelerini sürdüren insanlar onlara karşı duydukları korkuyu da sürdürürler. Ana-babadan korkmak ise olgunlaşmamış olmanın bir göstergesidir. Unutmamak gerekir ki, onların da ana-babaları vardı ve kuşaktan kuşağa aktarılan sorunlardan kimin sorumlu tutulabileceği sorusunun da yanıtı yoktur. Dolayısıyla, ana-babaların kusurlarını kendi sorumluluğumuzdan kaçınmak için gerekçe olarak kullanmak, vaktiyle bize karşı işlenen kusurları bizden sonraki kuşaklara da yansıtmamıza neden olabilir. Ana-babalar bizleri ayrı birer varlık olarak görememiş olabilir, ama biz de onları kendimizinkinden ayrı dünyaları olan varlıklar olarak göremediğimiz sürece gerçek anlamda yetişkinliğe ulaşmış sayılamayız.
Sayfa 48
Mustafa Kutlu
“Kendime kalırsam bir hiç O’na bağlanmakla her şeyim”
Fizikteki bileşik kaplar yasası psikolojide de geçerlidir. Bir yönden yapılan baskı bir başka yönde boşalıma neden olur. Önce ikinci sinif evlat, daha sonra gelin kimlikleri içinde ezilen kadın, anne olduktan sonra aile içinde giderek güç kazanmaya ve çocukları üzerinde egemenlik kurmaya başlar. O denli ki, birçok ailede görünürde baba tarafından alınan kararların asıl sahibi annedir, ama durum babanın erkeklik rolüne gölge düşürmeyecek biçimde yönetilir. Kararı anne verir, baba ilan eder. Kararların sonucundan ise baba sorumlu tutulur. Bu yönden değerlendirildiğinde, toplumumuzda aile yapısının biçimsel olarak babaerkil, ama gerçekte üstü kapalı bir anaerkil yapıya sahip olduğu bile söylenebilir.
Sayfa 39