Kitabın kapağını kapattım ama içimde yankılanan o hüzünlü melodi henüz susmadı ve bir süre de susacağa benzemiyor...
Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun gerçekçi ve ideolojik kalemine karşılık Hep O Şarkı, onun ruhunun kırılgan, şairane ve melankolik köşesinden dökülmüş bir feryat gibi duruyor. Münire’nin ulaşılamayan, vuslatı olmayan aşkı Cemil’e duyduğu o çaresiz özlem, okurken insanın içini kelimenin tam anlamıyla paramparça ediyor...
Roman, baştan sona Münire’nin ruhunda çalan ama hiçbir zaman tamamlanamayan bir şarkının hüzünlü hikâyesini ulaştırıyor okuyucuya ve bunu bizzat Münire ile yapıyor.
Cemil, onun için bir sevgiliden öte; hayatın elinden kayıp giden gençliğin, yaşanamamış mutlulukların ve zamanda asılı kalmış bir imkânsızlığın ismine dönüşüyor. Yakup Kadri burada sadece yarım kalmış bir aşkı anlatmakla kalmıyor. Münire’nin o iç burkan yalnızlığı üzerinden; eski İstanbul’un o muhteşem konak hayatının, Boğaziçi estetiğinin ve koca bir devrin parmaklarımızın arasından kayıp gidişini büyük bir ustalıkla resmediyor.
Her satırda zamanın her şeyi nasıl öğüttüğünü, en büyük tutkuları bile nasıl birer solgun hatıraya dönüştürebildiğini görüyorsunuz. Dil o kadar şiirsel ve akıcı ki, okurken adeta eski bir İstanbul yalısının loş koridorlarında hüzünlü bir melodi eşliğinde yolculuk etme tadı veriyor.
Hep O Şarkı, kalbinde hep yarım kalmış bir ses taşıyanların ve geçmişin o zarif ama hüzünlü gölgesinde yaşayanların romanı olarak tarif edilebilir. Ruhunu ince bir kederle dinlendirmek(dinlendirmek görecelidir tabii ) isteyen herkes, Münire’nin bu iç sesine mutlaka kulak vermeli der, keyifli okumalar dilerim...
Milli Mücadele Dönemi'ne ışık tutan romanlardan olan Vurun Kahpeye, Batı Anadolu'da adı verilmeyen bir köye öğretmen olarak gönderilen Aliye'nin etrafında şekilleniyor.
Daha hikâye başlar başlamaz Aliye Öğretmen'in ne zorluklara karşı mücadele edeceği sezdirilse de sona doğru yaklaştıkça okuyucunun olanları kabullenmesi, sindirmesi öyle kolay olmuyor. 'İnsan insana bunları yapabilir mi' diye sorgulatıyor.
Evet, eser bir dönem romanı. O zamanları anlamak için savaşın kimlere karşı kimlere rağmen yapıldığını ve başarıya dönüştürüldüğünü görmek aynı zamanda nelerin kurban verildiğine şahit olmak için kıymetli bir eser. Herkesin mutlaka okuması gerekir diyor keyifli okumalar diliyorum...
Kitabın kapağında öykü diye yazıyordu ama denemelerden oluşan 123 sayfadan ibaret çerez tadında bir eser. Zaten Tarık Tufan'ın eserleri roman da olsa öykü de olsa deneme de desek tüm bunlardan farklı bir anlatım tarzına sahip.
Bir Adam Girdi Şehre Koşarak bir ya da iki sayfa uzunlukta olan çeşitli duygularla yüklü müfret anlatılardan oluşuyor. Her birinde farklı durum, olay, duygu ve düşünceleri cümleler arasında yakalayıp hissediyoruz.
Bazı cümlelere denk gelince uzun bir hazmetme süreci de olmuyor değil, buna klasik Tarık Tufan etkisi diyelim. Diğer okuduğum eserlerini beğenip etkisinde kaldığım gibi bu kitap için de aynı duyguları yaşadığımı söyleyebilirim.
Keyifli okumalar dilerim.