İnsanlar ışıktansa karanlığı daha çok severler çünkü yaptıkları şeyler fena şeylerdir. Kötülük yaptıkları için ışıktan nefret eder ve yapıp ettikleri için azar işiteceği korkusuyla ışığa gelmezler
Sokrat kendi ölümüne hazırlanırken "hayattan uzaklaştığımız ölçüde hakikate yaklaşırız." Dedi. Biz hakikati sevenler hayattan ne ister? Bedenden ve onun yol açtıklarından gelen hayatın bütün kötülüklerden kurtulmak. Eğer durum buysa neden ölüm geldiğinde neşeyle karşılamakta zorlanırız?
Hayatımın anlamına dair bulduğum tek cevap şuydu:"sen hayat denen şey; geçicisin, parçacıkların değişim ve etkileşimi sonucu oluşan birikintisin. Bu birikinti bir süreç için var olmaya devam ediyor ama bu parçaların etkileşimi duracak ve senin hayat dediği şeyin ve soruların bir sonu gelmiş olacak. Tesadüfen var olan küçük bir parçacıktan başka bir şey değilsin. Ardından bu parçacık çürüyor; bu çürüme hayatınızdır. Parçacık kendi içinde dağılıyor, böylece bilimin aydınlık yüzü yanıt vermiş oluyor. Zaten prensiplerine bu denli bağlı kalırsa farklı bir yanıt vermesi mümkün değil.
Neden yaşamalıyım, neden herhangi bir şeye karşı bir arzu duyayım, neden bir şey yapayım? İşin özü; hayatımda beni bekleyen ölümün yok etmeyeceği bir anlam mevcut mu?
Gerçek ve uygun olanı kalabalığın dışında aramak çok daha güvenlidir, çünkü çokluğun içinden hiçbir zaman ne saygın ne de değerli bir şey çıkmıştır. Yetkin ve değerli şeyler her zaman az sayıda olanların arasından çıkmıştır.