Rutin bir şekilde yeterince uyuyup uyumadığınızı nasıl anlayabilirsiniz? Bu meseleyi ele almak için klinik bir uyku değerlendirmesi şart olsa da iki basit soruyu cevaplayarak kolay yoldan bir fikre varılabilir. Öncelikle sabahları uyandıktan sonra saat onda ya da on birde tekrar uyuyabilir misiniz? Cevap "evet" ise yeterli nitelik ve nicelikte uyumuyor olmanız olasıdır. İkinci olarak öğleden önce kafein almadan optimal bir şekilde etkin kalabiliyor musunuz? Cevap "hayır" ise o zaman kronik uykusuzluk halinizi reçetesiz ilaç kullanarak hafifletmeye çalışıyor olmanız mümkündür.
Yeterince uyumamanın pek çok sonucundan biri, adenozin konsantrasyonlarının yüksek kalmasıdır. Bir borcun ödenmemiş kısmı gibi, ertesi sabah uyandığınızda önceki günün adenozininin bir kısmı hala durmaktadır. O açık kalan uyku bakiyesini gün boyu üstünüzde taşırsınız. Ayrıca ödemesi geciken bir borç gibi bu uyku borcu da birikmeye devam eder. Ondan kaçamazsınız. Borç bir sonraki ödeme döngüsüne, oradan bir sonrakine sarkar ve bir günden diğerine uzatılmış, kronik bir uykusuzluk üretir. Bu açık kalan uyku yükümlülüğü kronik yorgunluk duygusuna neden olur ve günümüzde sanayileşmiş toplumlarda çok yaygınlaşan birtakım zihinsel ve fiziksel rahatsızlıklarla kendini gösterir.
Vücudun alt katında ise uyku, bağışıklık sistemimizin cephanesine sürekli takviyede bulunur, habis sorunlarla savaşır, enfeksiyonu önler ve her türlü hastalığa karşı koruma sağlar. Uyku, insülin dengesini ayarlayarak ve glikozun dolaşımını sağlayarak metabolizmayı yeniler. Ayrıca iştahımızı düzenler ve yemeğe saldırmak yerine sağlıklı yiyecek tercihleri yaparak kilo kontrolü sağlamamıza da yardımcı olur. Yeterli uyku bağırsaklarınızda, beslenmeyle ilgili sağlığımızın büyük bir kısmının başladığını bildiğimiz mikrobiyomun sağlıklı bir şekilde korunmasını sağlar. Yeterli uyku ayrıca kardiyovasküler sistemimizin formda olmasıyla da yakından ilgilidir; kalp sağlığımızı korurken kan basıncını düşürür.
Drogo, insanların her zaman birbirlerinden uzakta olduklarını fark etti, birisi acı çektiğinde, acısı sadece kendisine ait oluyor, hiç kimse o acıyı birazcık olsun dindiremiyordu; bir insan acı çektiğinde diğerlerinin, duydukları sevgi ne denli büyük olursa olsun, bu yüzden acı çekmediklerini ve yaşamdaki yalnızlığı işte bu durumun oluşturduğunu fark etti.
...zaman, gitgide daha hızlı bir biçimde akıp gidiyordu; sessiz ritmi yaşamı parçalara ayırıyor, insan geriye bir göz atmak için bile duramıyordu. “Dur! Dur!” diye bağırmak istiyor ama sonra bunun hiçbir yararı olmadığının farkına varıyordu. Her şey, insanlar, mevsimler, bulutlar, her şey kaçıp gidiyordu; insanın taşlara, bir kayanın tepesine asılması da yararsızdı, yorulan parmaklar gevşiyor, kollar, cansız bir şekilde düşüyor ve insan kendini bu çok yavaşlamış gibi görünen ama hiç durmayan ırmağa kapılmış buluveriyordu.