Ruslarla çeçenler arasında geçen savaşın muhteşem roman uyarlaması.
Kitap inanılmaz akıcı, kitap okuyormuşsunuz gibi değil de daha çok ters köşeli aksiyon filmi izliyormuşsunuz gibi.
EMMA!
Bu Emma'ya 'dur yapma, bu yanlış' diyen olmadığı ve sürekli övüldüğü için küçüklüğünden beri her şeyi yönetme arzusunda, kibri inanılmaz azmış bir kız olarak çıkıyor karşımıza. (Bu modele bugünkü modern dünyada da rastlarsınız)
Kendisini kusursuz, akıllı ve görüşlerinde isabetli biri sanıyor. Tam bir övülme delisi.
Kitabın içeriğindeki uzun diyaloglar sıkıcıydı, hele hele görgüsüz ingiliz sohbetleri göz devirtiyordu. (Dün akşam misafirlikte yedikleri yemekler üzerine konuşmaları, herkesin birbirinin ardından iyi veya kötü dedikodu yapması)
Tabii soyluyuz diye ortada gezinen dönemin işe yaramaz İngiliz erkekleri ve hayatsız ingiliz kadınları boşluktan kendilerine nazik kelimelerle görgüsüzce dedikodu yapmayı üretmişler. O dönemde partileyip dedikodudan başka neyapacaklar?
Dolayısıyla bu görgüsüzlük Jane Austin ablamızın kalemine de bulaşmış. (Kuvvetle muhtemel o da kendi döneminin görgüsüz dedikoducusuydu) İnciğine boncuğuna kadar yapılan her dedikoduyu kelimesi kelimesine yazmış da yazmış. Hâliyle kitabı göz devire devire okumanın yanı sıra büyük bir sabırla tahammül ederek okumanız gerekiyor.
(Ya da direkt filmini tercih edersiniz. 1996 yapımı olanı tercih edin.)
Emma sonunda başkasının kaderine müdahale etmenin nasıl sıkıntılara yol açtığını farkediyor, görüşlerinin sıkıntılı olduğunu da fark ediyor.
Ve Mr Knightley!
Muhteşem işlenilmiş harika bir erkek karakterdi. Öyle ince ruhlu, nazik, kibar, sabırlı, eğitimli görüşlerinde isabetli ki aşık oluyorsunuz. Ne olur buralarda bir yerde hâlâ varsan, gel beni bul evlenelim.
Eleştirsem de Jane Austen elbette bugünkü popüler haz ve hız odaklı kalem sahibi hiçbir yazarla kıyas edilemez.
Jane adı her romanında geçiyor ki yazar kendini bir türlü romanlarından çıkarmıyor, sürekli orada olduğunu hissettiriyor.
Çerezlik diye başladım ama çok kötüydü.
Kötü demek bile iltifat. Leş.
İnsanı diğer sayfaya hevesle çekecek hiçbir şey yok. Yavan. Kitap içinde birbirine hakaret eden çiftleri yazmayı heyecan sanıyor bir de bu yabancı yazarlar. Heyecanı yok. Sıkıntı veren mide bulandırıcı bir iki bölümün kattığı bir atraksiyon var o kadar. (O da mide bulantısından) Baştan bir bölüm sondan bir bölüm okusanız kaybedecek hiçbir şey olmazdı.
Spoi.
Konusu ilginçti.
Lily uçakta tanıştığı Ted'den karısının onu aldattığını öğrenir, onu öldürme planları yaparlar. Çünkü lily o günde dek zaten iki kişiyi öldürmüştür. Ted'i nasıl öldüreceği konusunda teşvik eder.
Ve bam!
Karısı da zaten Ted'i öldürme planı yapıyordur.
Ama okurken çok sıkıldım yazarın dili yüzünden. Anlatımlar biraz ilginç olmayınca sıkılıyorum. Tek düze gidiyor anlatım. Sonlara doğru hadi be bit artık diye diye okudum.
Of bu kadın kitaplarının başında insanı sıkıntıdan patlatıyor. Her şey son otuz - kırk sayfaya koyuyor oraya getirene kadar okuyucuyu sıkıntıdan öldürüyor.
Ana karakter berbat yazılmıştı. Ama ben bu yazarı genel olarak çözdüm. Ters köşe yapmak için ana karakter kadınları sıkıcı ve aptal yazıyor.
Onun dışında kitap bir günde bitti gitti. Hızlı okunuyor.