Bu dünyanın kendisini aşan bir anlamı var mı, bilmiyorum. Ama bu anlamı bilmediğimi,öğrenmenin de benim için şimdilik olanaksız olduğunu biliyorum. Kendi koşulumun dışında olan bir anlamın benim için anlamı ne?
Ha otuz yaşında ölmüşsün ha yetmiş; bir önemi olmadığını biliyordum. Uzun lafın kısası; bu, gün gibi ortada. Ha bugün olmuş ha yirmi yıl sonra, neticede ölen yine ben olacaktım. Ama herkesin bildiği gibi,hayat yaşamaya değmez.
Ancak bir Tanrı kurtarabilir bizi demişti bir defasında Heidegger. Bir Tanrı? Hangi Tanrı? Hangimizin Tanrısı? Söyle müminiyle kafiriyle hepimizi rahmet kanatları altına alacak olan Tanrı hangisi? Kieslowski'ye soracak olursak , sevginin kendisi. Ne ki sadece bir klişe!
"Neredeyse hiç secdeden kalkmazken alnım, niçin bir kez bile sesini duymam? Günler, geceler.. asırlardır adı dudaklarımdan düşmediği halde neden bir defa da ben onun adımı andığını işitmem? Niçin bir tek kelime bile etmez, niçin daima susar? Küs müdür acaba bu yetimine? Sevgili niçin küssün bana, ben sevgimi hiç kazaya bırakmadım ki!"