...
Ama bütün bunlar bir yana ,beni asıl korkutan ne ,biliyor musun ? Sen ,senin kalbinin değişmesi . Siz erkekler bir tuhafsınız :İnsan sizi yüreğinin bütün açıklığıyla sevdi mi ,sevgisini gösterdi mi , hemen soğuyuverirsiniz ;hem de nasıl ! Ölsek kılınız kıpırdamaz .
...
Kendilerini aydın diye adlandırırlar ya ,hizmetçi kadını''sen '' diye çağırır, köylülere hayvana davranır gibi davranırlar . Doğru dürüst öğrenim görmezler ,ciddi hiçbir şey okumazlar hemen hemen hiçbir şey yapmazlar ,bilimin sadece sözünü ederler ,sanattan pek az anlarlar.Hepsi ciddidir ,hepsinin yüzünden düşen bin parçadır ,ciddiyet konusunda hiçbiri burnundan kıl aldırmaz ,durmaksızın felsefe yaparlar...Ama tüm bu aydınların gözleri önünde işçiler çok kötü beslenmekte ,yatıksız uyumakta ; tahtakurularının cirit attığı ,leş kokulu, rutubetli ,ahlaksızlığın hüküm sürdüğü tek göz odalarda otuz kırk kişi barınmaktadırlar .Nereye baksak karanlık , rutubet ,ahlaksızlık ...Ve çok açık bir şey ki ,bizde tüm iyi konuşmalar sadece ve sadece başkalarını ve kendimizi kandırmak içindir .Gösterin bana ,üstünde o kadar çok ve sık çene çaldığımız çocuk yuvalarımız hani nerde?Nerde okuma salonlarımız ? Sadece romanlarda rastlıyoruz bunlara .Gerçek yaşamda kırıntıları bile yok.Var olan sadece pislik ,bayağı ,Asyalılık...
Zavallı küçük Kırlangıç üşüdükçe üşüdü , ama Prens’in yanından ayrılmadı ,onu öyle çok seviyordu ki . Fırıncı başka yere bakarken fırının kapısı önündeki ekmek kırıntılarını çaldı kanatlarını çırparak ısınmaya çalıştı . Ama en sonunda öleceğini anladı .
“…
Bu demir,gümüş ya da altın kutuların her birine ruhumun bir parçasını hapsettim ! O lanet olası saatlerden biri ne zaman dursa,kalbimin durduğunu hissediyorum,zira saatleri kalp atışlarıma göre ayarladım !”