yazarın kendi hayatında izler taşıyan, hafif pembe dizi tadında, aşk konusuna detaylıca değinilmiş hoş bir eser. 19. yy döneminin şartlarını ve o dönemki evlilik mantığını çok iyi anlatıyor kitap.
Jane Austen İngiliz edebiyatında sözü edilen sayılı kadın yazarlardan biridir. eserlerinde genelde güçlü kadın karakterleri görüyoruz ki bu olay o zamana göre biraz tezat kaçıyor. kendisinin hayatı da çok kolay geçmemiş, özellikle duygusal olarak mutlu bir yaşam sürdürememiş. kitapla benzer olarak kendisi de çok varlıklı birine aşık olduğu halde toplum tarafından yanlış anlaşılacağını düşündüğü için duygularını açığa vuramamış. gurur bazen aşkın önüne geçebiliyor yani. doğru bir yaklaşım olup olmadığı tartışılır, ama bence, ihtimal olarak geride bırakmaktansa, o an mutsuz olmayı yeğlerim. yaşanamayan hayalleri yıllar sonra düşününce insan bazen neden adım atmadım diye kendini sorgulayabiliyor çünkü.
kitaba gelecek olursak; bol bol karakterin olduğu bir eserle karşı karşıyayız yine. ben yaklaşık 100 sayfa sonra tam olarak oturttum karakterleri kafamda. kitap biraz durağan ilerliyor, sürekli aksiyon halinde değil. olaylar ortalama 200. sayfadan sonra heyecanlı bir hal alıyor. sürekli karakterlerin ikilem içinde kaldıklarını görüyoruz, duygularını kendilerine bile itiraf edemiyorlar. ilk itiraf kitabın yarısında geliyor, ama kavuşma olana kadar diğer yarısını da beklemek zorunda kalıyoruz..:)
melankoliden hoşlananlar için keyifli bir eser olacağına eminim, filmini de izleyin mutlaka, kitapla bire bir ilerlenmiş diyaloglar çok bölünmemiş, oyunculuklar şahane. bir çırpıda bitecek bir eser olmasa da tatlı bir aurası var. sonunda aşkın gururun önüne geçtiğini gördükten sonra rahatladım. sürekli ekşın aramıyorsanız önerimdir.
keyifli okumalar.