ayşe nur

ayşe nur
@nnuroloji
odamda beni kitaplarım bekler, bu yegâne tesellidir.
etrafa kayıtsızlaşmak aşkın özü değil midir?
Puan vermedi
yazarın kendi hayatında izler taşıyan, hafif pembe dizi tadında, aşk konusuna detaylıca değinilmiş hoş bir eser. 19. yy döneminin şartlarını ve o dönemki evlilik mantığını çok iyi anlatıyor kitap. Jane Austen İngiliz edebiyatında sözü edilen sayılı kadın yazarlardan biridir. eserlerinde genelde güçlü kadın karakterleri görüyoruz ki bu olay o zamana göre biraz tezat kaçıyor. kendisinin hayatı da çok kolay geçmemiş, özellikle duygusal olarak mutlu bir yaşam sürdürememiş. kitapla benzer olarak kendisi de çok varlıklı birine aşık olduğu halde toplum tarafından yanlış anlaşılacağını düşündüğü için duygularını açığa vuramamış. gurur bazen aşkın önüne geçebiliyor yani. doğru bir yaklaşım olup olmadığı tartışılır, ama bence, ihtimal olarak geride bırakmaktansa, o an mutsuz olmayı yeğlerim. yaşanamayan hayalleri yıllar sonra düşününce insan bazen neden adım atmadım diye kendini sorgulayabiliyor çünkü. kitaba gelecek olursak; bol bol karakterin olduğu bir eserle karşı karşıyayız yine. ben yaklaşık 100 sayfa sonra tam olarak oturttum karakterleri kafamda. kitap biraz durağan ilerliyor, sürekli aksiyon halinde değil. olaylar ortalama 200. sayfadan sonra heyecanlı bir hal alıyor. sürekli karakterlerin ikilem içinde kaldıklarını görüyoruz, duygularını kendilerine bile itiraf edemiyorlar. ilk itiraf kitabın yarısında geliyor, ama kavuşma olana kadar diğer yarısını da beklemek zorunda kalıyoruz..:) melankoliden hoşlananlar için keyifli bir eser olacağına eminim, filmini de izleyin mutlaka, kitapla bire bir ilerlenmiş diyaloglar çok bölünmemiş, oyunculuklar şahane. bir çırpıda bitecek bir eser olmasa da tatlı bir aurası var. sonunda aşkın gururun önüne geçtiğini gördükten sonra rahatladım. sürekli ekşın aramıyorsanız önerimdir. keyifli okumalar.
Edebiyat
Gurur ve ÖnyargıJane Austen · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202598bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi
KARAKTER ANALİZİ/ KONU İNCELEMESİ BİR RUHUN HİKAYESİ ilk olarak Dorian Gray'le başlayalım. Kendisinin fiziksel güzelliği romanın diğer karakterlerinin çoğu zaman övgü sözcüklerindedir. bu genç adam yaşama ve yaşamın getirdiği zenginliklere karşı büyük bir heves içindedir. her şeyden önemlisi Dorian Gray portrenin ta kendisidir. Basil Hallward, çoğu zaman resimden başka bir şeyi olmayan, Dorian Gray'in gizemli tablosunu yapan ve Dorian Gray'e inanılmaz hayranlık duyan kişi. yaptığı bu tablonun çıkardığı en iyi iş olduğunun farkındaydı, ama onu sergisinde sergilemek istemedi. çünkü anlamlandıramadığı bir tuhaflık seziyordu. bu tuhaflığı ilerleyen zamanlarda öğreneceğiz... Lord Hanry Watton, zengin, seçkin ve tecrübeli bir burjuva. biraz ukala ama aynı zamanda çok da zeki biri. kendisinin aforizmalarına her ne kadar her seferinde katılmasam da bizim için çok önemlidir çünkü bu kişi Dorian Gray'i doğrudan doğruya etkilemektedir. Dorian, Hanry'i akıl hocası olarak konumlandırmıştır kafasında. Basil, portreyi çizdikten sonra Lord Hanry, Dorian Gray'le konuşurken belki de farkında olmadan Dorian Gray'in hayatını değiştirecek olan o fikri söyler: yaşamaya değer tek şey gençliktir. Dorian Gray de herkes gibi kendi güzelliğinin farkındadır. tabloya dikkatlice baktıktan sonra tek bir dilek dökülür ağzından: bu tablo, ben yaşlanırken böyle genç kalmaya devam edecek. keşke tam tersi olsaydı; ben hep genç kalsaydım da şu resim yaşlansaydı. bunun için nelerimi vermezdim. ruhumu bile satardım! bunun ne kadar korkunç bir dilek olduğunu sayfaları çevirdikçe daha net anlıyoruz. Dorian her yaptığı kötülükte resimde farklılık görmeye başlar. zamanla Dorian kibrine o kadar yenik düşer ki acımasız biri olup çıkar. seneler geçtikçe resmin hatları değişir, yüzü kırışır ve tiksinç bir hale
Edebiyat
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Can Yayınları · 201899,2bin okunma
8/10
·420 syf.··
2023 4. kitabı
yazarın okuduğum ilk kitabı. okumaya başlamadan önce konu beklentim kesinlikle Mevlana ve Şems değildi. beni ters köşe yaptığını söyleyebilirim, yine de severek okumama mani olmadı bu durum. kitap sayesinde Mevlana ve Şems'i araştırmak için fırsat yakalamış oldum. daha önce böyle bir gayem olmamıştı çünkü. okudukça merak ettim, merak ettikçe araştırdım, araştırdıkça daha çok şaşırdım. o kadar rivayet var ki haklarında, o kadar kaynak var ki doğru yanlış; mantığınıza uygun olana inanmak durumunda kalıyorsunuz. ufkumuzu genişletecek bir kitap olduğuna inanıyorum. vaktimi ayırdığım için pişman değilim. okuyacaklar için keyifli okumalar! ''Dünyada bir ben varım!” “Bende bir dünya var!” “Ne dünya var, ne ben varım!”
Edebiyat
AşkElif Şafak · Doğan Kitap · 200976,6bin okunma
KONU/KARAKTER ANALİZİ. KİTAP KARŞILAŞTIRMASI
8/10
·398 syf.··
2023 3. kitabı
öncelikle okumak için çoook geç kaldığım bir eser olduğu için oldukça üzgünüm. bazı kitaplar insanı okurken her ne kadar yorsa da kendine bağlamayı başarır, işte bu kitap da aynen bu türde bir kitap. konu olarak aşk kavramı üzerinde durulmuş gibi görünse de hırs, nefret, intikam, acı, keder, işkence gibi kavramların daha ön planda olduğunu görüyoruz. özellikle de intikam duygusunun... en zorlandığım şey karakterleri bağdaştırmak oldu. isimler başta çok karışık geliyor, hikayeyi kafada oturtamıyorsunuz. hatta kitabın sonlarına doğru ilk 3 bölümü tekrar okuduğumu söyleyebilirim. bunun dışında duyguları geçirmeyi oldukça başarmış yazarımız. bronte kardeşlerin bir diğer üyesi olan charlotte'yi okurken de aynı şeyi hissetmiştim. jane eyre'nin uğultulu tepeler'e göre en iyi yanı (bence) az ve öz karakter olmasıdır. her iki kitabın konularını karşılaştıracak olursam her ne kadar benzer yanları olsa da uğultulu tepeler'in entrika ve kaos seviyesinden ötürü 1-0 önde diyebilirim. okuma kolaylığı olaraksa kesinlikle jane eyre'yi tercih ederim. fazla spoiler vermemeye çalışarak birkaç şey daha söylemek istiyorum. ana karakterlerden olan heathcliff'e okurken her ne kadar 'sinir' olsak da acıma duygum daha ağır bastı kendisine karşı. evlatlık olarak geldiğim evde bu kadar psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kalsam, görmek istemediğim şeylere şahit olsam, gidecek bir yerim olmasa çok sağlıklı bir yaşam sürdüremezdim herhalde. kendisine kötülükler yapan bu insanlara karşı bir gün intikam alma duygusuna çok şaşırmamak gerek o yüzden. yaptığı şeyleri savunmasam da kendi yöntemleriyle kendini mutlu ediyor. hatta intikam isteğine karşı kitabın bir bölümünde şöyle bir diyalog geçiyor: - kötüleri cezalandırmak Tanrı'nın işi, bizler bağışlamayı öğrenmeliyiz. + hayır, Tanrı bu işi
Edebiyat
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Karbon Kitaplar Yayınları · 202058bin okunma
Puan vermedi
KONU ANALİZİ bu kitabı alma sebebim tamamen başlığından ötürüydü. özdemir asaf'ı bilirsiniz; lavinia isimli şiirini de. hoşuma giden şiirlerden olduğu için bu kitapta da ismi dikkatimi çekti. yazarla ilgili bir fikrim yok, ilk defa okuyorum eserini. ama son olmayacağına eminim. eser 2 hikayeden oluşuyor. yazar, 19. yüzyıl Fransız toplumunu, kadınlara biçilen kısıtlayıcı rolleri, karşılaştığı adaletsizlikleri alabildiğine yermektedir. ben ilk hikayeden bahsedeceğim. lavinia... genç yaşta sevgilisi tarafından haksız yere terk edilmiş, yıllar geçtikçe bu acının üzerine yeteneklerinden birer parça koymuş, iki aşığının arasında kalıp seçim yapmaya zorlanan bir kadın. zamanında terk edildiği ve bu aşkın acısını çekmeye devam ettiği için toplum tarafından hor görülmüş. ama bu durum onu yıldırmamış. zaman geçtikçe ne istediğini bilen, darbe yediği şeyin kendisini öldürmek yerine güçlendirmesini sağlayan bir kadına dönüşmüş. ben kitaptaki 2. hikayeye başlamadım henüz. bu hikayeyi bitirir bitirmez yazmak istedim. her ne kadar geçmiş zamana dair bir kitap olsa da günümüzde de benzer şeyler yaşıyoruz. erkeklerin evlenme arefesinde olduğu zamanda bile eski sevgililerinin ne kadar güçlendiğini, güzelleştiğini gördüklerinde onlara geri dönecek kadar gözlerini karartıp hayatlarında olan kadını düşünmeden adımlar attığını görüyoruz mesela. ya da kendi terk ettikleri sevgililerinin uzun zaman geçse bile yanlarında başka bir erkek gördüklerinde sinirden köpürdüklerine şahit olabiliyoruz. bazı duyguların affı yoktur, terkedilmek gibi. birinin arkasına bile dönüp bakmadığı biri olduğunuzda, sizi öldürmeyen şeyin güçlendirdiği bilincine sahip olmamız gerekiyor. ömrümüz, bizi önemsemeyen insanları düşünüp bağnazca sevmek için fazla kısa. önce kendini sev, sonra seni
Edebiyat
LaviniaGeorge Sand · Can Yayınları · 20211,298 okunma