Bir ‘İyiyim’ Kelimesinin Arkasında Neler Saklı..
Bir insan ne zaman gerçekten yorulur biliyor musun? Gece geç saatlerde değil… Saatlerce çalışınca da değil… Herkese yetişmeye çalışırken bile değil aslında. İnsan en çok, içinde biriktirdiklerini kimseye anlatamadığında yorulur. Ben bunu çok geç fark ettim. Bir gün yine herkesin arasında oturuyordum. Gülüyordum hatta. Şakalar yapıyor, normal görünmeye çalışıyordum. Kimse anlamasın diye ses tonumu bile dikkatli ayarlıyordum. Çünkü insan bazen üzgün görünmekten bile korkuyor. “Abartıyorsun” derler diye. “Sen de her şeyi kafana takıyorsun” derler diye. Ama içimde… kimsenin görmediği başka biri vardı. Sürekli savaşan biri. Her gece kendiyle konuşan, herkesi mutlu etmeye çalışırken kendini unutan, birinin “Nasılsın gerçekten?” demesini bekleyen biri… Ve işin en kötü kısmı ne biliyor musun?
Duygular
'İNCİ' Bana bir ilki daha yaşattın...
65. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Zaman, en sevdiğimiz şarkının nakaratı gibi hızla akıp gitmişti. İki gün, sanki parmaklarımın arasından süzülen su misali geçti; hem çok hızlı hem de ruhumu dinlendiren bir neşeyle... Eğer önümde bu kaçınılmaz Almanya seyahati olmasaydı, Aslı’nın benim evden işe gitmesi için şartları zorlar, Zeynep teyzeyi biraz daha kalmaya ikna kabiliyetimle razı ederdim. Ama kaderin rotası çoktan çizilmişti. Veda vaktine yaklaşırken sohbetin de muhabbetin de tabiri caizse dibine vurduk. Kapanış perdesi ise, Serkan’ın ailesinin ne zaman "hayırlı bir iş" için kapımızı çalacağı meselesiyle açıldı. Zeynep teyze, şefkatli sesiyle son noktayı koydu: "İyi, güzel... Evlenme teklifi etti ama öyle isteme olmadan, nişan takılmadan olmaz bu işler İnci kızım." Mahcubiyetle karışık bir savunma refleksiyle, "Tabii ki teyzeciğim," dedim. "Ama çok yoğun. Bir müsait olsun, illaki olacak. Ben şimdi durduk yere 'ne zaman beni istemeye geleceksiniz' diyemem ki... evde kalmışım gibi!" Aslı, fırsatı kaçırır mı? Hemen atıldı söze: "Ayol turşunu kurmamıza az kalmış, sen hâlâ naz yapıyorsun! İnci Hanım, lütfen biraz hızlanın ama rica edeceğim beni de geçmeyin!" Gülüşmeler, şakalar geride kalırken kalbimde bambaşka bir gürültü kopmaya başladı. Heyecanlıydım, hem de nasıl... Ama bu heyecanın arkasına sinsice gizlenmiş devasa stres kütlesi vardı. Bu yaşıma kadar uçağa hiç binmemiştim. Şehirler arası yollarda ya otobüsün cam kenarında hayallere dalmış ya da arkadaşlarımla direksiyon sallayarak yolun tozunu yutmuştum. Zaten seyahatim bir elin beş parmağını geçmezdi. Şimdi ise demir yığınının içine girme fikri göğsümün tam üzerine ağırlık gibi çökmüştü. Kapalı alan korkusu mu demeliydim buna, yoksa istediğim an "İnecek var!" diyememenin getirdiği
1000Kitap
Reklam
Yorgun Ruhların Gün Doğumu..
Sabahın beşiydi. Şehir henüz tamamen uyanmamıştı ama gecenin de artık gücü kalmamıştı. Gökyüzü, karanlıkla aydınlık arasında sıkışıp kalmış bir insan gibiydi; ne tamamen gitmeye cesareti vardı gecenin, ne de tam anlamıyla doğabiliyordu sabah. Apartmanın çatısında oturuyordu. Ayaklarını aşağı sarkıtmıştı. Elinde sigara vardı ama yakmıyordu. Bazı insanlar sigarayı içmek için değil, yalnızlıklarına bir şekil vermek için tutardı ellerinde. Rüzgâr yüzüne vuruyordu. Aşağıda birkaç sokak lambası hâlâ yanıyordu. Bir sokak köpeği boş caddede ağır ağır yürüyordu. Uzaklardan bir ezan sesi yükseldi sonra. Şehir, uykusundan yavaşça doğruluyordu. Ama onun içindeki gece hâlâ bitmemişti. Çünkü insan bazen sabaha ulaşsa bile karanlıktan çıkamıyordu. Başını gökyüzüne kaldırdı. Bulutlar yavaş hareket ediyordu. Ve o an garip bir şey düşündü: “Dünya milyarlarca yıldır dönüyor… İnsanlar geliyor, gidiyor… Şehirler kuruluyor, yıkılıyor… Ve bütün bunların içinde benim derdim ne kadar küçük…” İnsan bazen kendi acısının küçüklüğünü fark edince daha da üzülüyordu. Çünkü küçücük bir şeyin bile insanın içine bu kadar ağır çökebilmesi korkutucuydu. Telefonu cebinde titreşti.
Duygular
"Bazen ihtiyacımız olan, çözüm değil, hatırlamaktır..."
Dün, uzun bir aradan sonra defterime yazarken sonlara doğru kendimi ağlar buldum: 6 sayfa yazdığımı fark etmemiştim ama elimde benle yorulmuştu. (: Ya hep ya hiç kişilikle denge için çabalarken "... Evet, geçmişte ya da dünde veya birkaç saat öncede kalan her şeyin olması gerektiği gibi tam ve sağlam bitmesini niyet ediyorum: Olmeden tekrar doğamam. Tekrar doğabilmem için nelerin olmesi gerekiyorsa olsün. Nelerin unutulması gerekiyorsa unutulsun, neler yarımsa tamamlansın, nelerden kurtulmam gerekiyorsa kurtulayım, neleri/ neyi atmam gerekiyorsa atayım , ne birikmişse su gibi akıp gitsin. Gitsin ki ben biraz ben olabileyim..." böyle yazarken bir de iyi geliyor diye su sesi açmıştım. Suyun içimi yıkayıp arındırdığını hissettim ve bazen "Daha sonra." deyip biriktirdiğimiz o duygular da iki çeşme olarak boşaldı. O kadar sakin ve kolaydı ki sanki ağlamak yerine gülümsüyordum. Tuhaftı ama güzeldi. Bir de tam kendimi salıp sel akıntısı sağlayacakken ablamın gelmesiyle dinmişti. O an içimden sövmemek için kendimi tutsam da homurdanmamı tutmak istemedim. Bir kelime resmen ağlama tuşum haline gelmiş ve basmıştı. Böyle bir şey beklemediğim için hala garipsiyorum ama ağlamayı sevdiğim için lafı olmazdı. Bir şeyler için düşünüp çıkmazda hissederken başka uygulamadan çıkmak üzereyken önüme dua düştü. Samimi ve doğallıkla edilmiş olanlar ilgimi çektiği için merak ettim. Başkası vesilesiyle bana, ben vesilesiyle de size gitsin. 🌻 Uzun diye biraz kırpıyorum "... Allahım konuşamadığı her şeyi dua kabul et. İçinde sessizce yaşadığı yükleri hafiflet. Geceleri kaygılarıyla değil, rahmetinle uyusun. Kendi bile meye ihtiyacı olduğunu unutmuşsa Sen bil, Sen tamamla. Ve dedim ki: Çıktığı yollarda güzel insanlarla karşılaştır onu. Kalbini incitenlerden uzak tut. Dünyası daraldığında ona
Alıntı
"Vazifeye sizin talip olmanız gerekir."
Ergün Arıkdal Bu alanla ilgili video izlerken sonda "Vazife verilmez, alınır." tarzı bir söz denmişti. Ve de etkilendim. Tıpkı "Saygı beklenmez, hak edilir." gibi meyveli yaş pasta tadında bir sözken sevmemem mümkün değil. (: O zaman anlıyorsun ki tercih yapıyorsun: Zorunda tutulmamışsın. Kişinin kendi iradesiyle doğruyu seçmesi ile zorundalıktan seçmesi hiç de aynı şey değil. İrade ve akıl bağlantısını sağlıklı kurup yolunu seçtiğinde "Allahım ilmimi arttır.", "Allahım sana varacağım yollarda yürüt beni." , "Allahım, beni aklınla akıllandır, ahlakınla ahlaklandır.", "Allahım tövbe ediyorum, nefsimi sana emanet ediyorum. Sen emaneti hakkıyla koruyansın.", "Allahım idrakimi arttır, seni hakkınla tanımam mümkün değil ama denemek, elimden geldiğince tanımak isterim.", "Allahım beni iyilik edenlerden, yardımı layıkıyla yapanlardan eyle." gibi çağrıların (duaların) olacaktır/ oluyordur. Tercihi iman ile zorundalıktan/ kandırmacadan yapılan sözde iman farkı gibi. Kişiliğini sağlamlaştırmak ve geliştirmek istiyorsan sağlamlaştıran ve geliştiren yollarda yürüyeceksin. Nefsin canavar halini, ilkelliğini, iradesizliğini, iyi- kötü ayırt edemeyişini, yetersizliğini, basitliğini, acizliğini vs. görmezden gelip ehlileştirmezsen çağrıların "Allahım hırsızlık yapmam için lütfen ev boş olsun.", "Allahım umarım karım eve gelmez.", "Şu işi alabilmek için ne yalan söyleyebilirim Allahım?", "Milleti dolandırabilmek için başka ne numaralar vardır Allahım?", "Olmek üzereyken kestirmeden cenneti nasıl garantilerim Allahım?", "Allahım tatile gidiyorum, ne olur röntgen çekeceğim kadınlar/ erkekler olsun."... Şeytanın da Allahı vardı ama şeytanı İlahlaştıranlar ilk sanırım, her neyse. Akıllı ve iradeli varlıksan tabi ki görev almayı da bilmelisin: Seçim yapman gerekecek. Ama kullanamıyorsan
Duygu ve Düşünce
Aminn
Allah’ım… Bugün yine içimde kimseye anlatamadığım bir yorgunlukla geldim Sana. Dışarıdan bakınca her şey normal gibi duruyor olabilir ama içimde sürekli konuşan, sürekli düşünen, sürekli yorulan bir kalp var. Ve ben artık bu kalbin biraz olsun sakinleşmesini istiyorum Rabbim… Bana huzur ver. Öyle büyük şeyler değil… Sadece içimi susturan bir huzur. Allah’ım… İnsan bazen en çok kendi içinde yoruluyor. Dışarıdaki hayat akıp giderken, içeride durmadan aynı şeyleri düşünen bir zihinle baş başa kalıyor. Geçmişi değiştirmenin imkânsızlığını bilip yine de oraya takılan, geleceği bilmediği için endişelenen bir tarafı oluyor insanın. Ben artık bu döngüden çıkmak istiyorum Rabbim… Beni içimdeki bu ağırlıktan kurtar. Rabbim… Bazen hiçbir şey olmuyormuş gibi devam etmek zor geliyor. Gülümsemek, konuşmak, güçlü görünmek… Ama içimde kırık yerler varken bunları taşımak ağır geliyor. Ne olur bana içimdeki kırıkları da taşıyabileceğim bir sabır değil, onları iyileştirecek bir ferahlık ver. Allah’ım… Hayatımda olan ve olmayan her şey için sana güvenmek istiyorum. Ama bazen insanın içi sabırdan çok “neden”lerle doluyor. İşte o anlarda bana hatırlat: Sen bilirsin. Ben bilmem. Sen görürsün. Ben göremem.
Din
Reklam
Reklam