Birşey soracam sadece benim dikkatimi mi çekiyor bu uygulama sanki sevgili yapma uygulamasi mi oldu rica ediyorum beni yanlış anlamayın ama nerde birsey okusam bi bakiyorum ki bu aşk mesaji oluyor evet böyle şeyler tabikide normal ama sanki bu bu aralar arttı gibi ve galiba tek bende güven problemi var sjsjsj yanlis anlasilmasin sevgililere birsey demiyorum bu benim hür düşüncem iiyii geceler tabii geceler iyii iseee
1000Kitap
Aile Bozulursa Millet Bozulur!
Lgbtq destekçisi olup "Türkçüyüm, herkes müslüman olmak zorunda değil, Türk kültürüne bakarsanız diğer Avrupa ülkelerind göre çok normal karşıladığını görürsünüz." vb. sapkın düşüncelerini meşrulaştırma gayesinde olanlar var, bugünki konum bu! Bilmeyebiliriz, yanlış biliyor olabiliriz ama inatla da yanlışı savunmak beni düşündürür ve derim ki emeli başka. X'den İstiklal Kadın Hareketi'ni takip ediyorum. Neyse bir ara çok büyük lince maruz kaldılar lgbtq bireyleri kabul etmiyorlarmış, dışlıyorlarmış diye bayağı yaygara kopuyordu. Bunun üzerine de tırnak içinde belirttiğim kısmı diyorlardı. Türkçülük nedir? Kavram çatışmalarının had safhada olduğu şu günlerde herkes farklı bir tanım yapar muhtemelen. Ben Ziya Gökalp 'in Türkçülük tanımıyla ilerlemek istiyorum: Türkçülük, siyasî bir fırka değildir, ilmi, felsefî, bediî bir mekteptir; başka bir tabirle harsî bir mücadele ve teceddüt/yenilenme yoludur. Kısaca da Türkçülüğün Esasları kitabında der ki "Türkçülük, Türk milletini yükseltmek demektir." Biz şayet ki milletimizi yüceltmek istiyorsak bu özümüzle olur. Peki özümüzde bu sapkınlığın yeri var mı? Tabii ki yok! (Sapkınlık dedim diye linç yiyeceğim %99.9 ama yapacak bir şey yok. Saygı diye bağıriyorsunuz ben de aynısından diyorum😁) Hatta bakınız Sui ve Tang Yıllıklarına (çin kaynakları) çinliler; sınır komşuları olan Hunlar, Göktürkler ve Uygurların yaşam tarzlarını, evlilik adetlerini, giyimlerini ve cezalarını en ince ayrıntısına kadar kaydetmişlerdir. Bu kaynaklarda Türklerin evlilik dışı ilişkilere veya töreye aykırı cinsel eğilimlere çok ağır cezalar verdikleri (genellikle ölüm cezası) belirtilir. Eğer Türkler arasında yaygın bir eşcinsel kültür olsaydı, bunu "barbarların ahlaksızlığı" olarak nitelendirmeyi sevecek olan çinli tarihçiler mutlaka kaydederdi; ancak böyle
1000Kitap

umay • İTC

@otuken_okuru
·
Ayrıca Eski Türk töresinde zina yapan yapan ya da bir kadına tacizde bulunan, tecavüz etmeye kalkan kişilerin çok ağır cezalara çarptırılmaları (ölüm cezası vb.) özünde aile kavramını korumaya yöneliktir.
Sayfa 22 - Giriş-Prof. Dr. Ahmet Taşağıl·Kitabı okuyor
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
1000Kitap yetkilileri lütfen acil cevap verin... Annem evde yok , yumurta yapacağım neyle yapmam gerekiyor , tere yağıyla mı yoksa normal maye yağla mı?? ACİL
Alıntı
Haziran
Ne oluyor da bu kadar korkuyor Midesine saplanan ağrı ile sabah 5te ayakta ki gece de 1de uyuyabilmişti zaten.. bir hiç için bu kadar, önce tarifsiz öfke sonra da kaygı duyması normal mi..deli gibi korkması ve susmayan düşünceler...o düşünceleri düşündükçe de iyice yersiz yurtsuz kalıyor, kaygılar gardiyan başında! kıramadığı bir döngü...deney faresinden farkı yok, çark dönüyor, dönüyor... çatladı da haberi mi yok! neyse ki yağmur başladı ve neyse ki kuşlar var ve kayıtsız gökyüzünde bulutlar... hah işte bir damla oraya, bir damla buraya... sonra da akar gider... olan olur ve biter... nefesle...
Sanki hala yaşıyormuş gibi...
Ben o zamanlar gökte bile onu görüyordum halüsinasyon seviyesine gelmişti nerdeyse sürekli alkolden dolayı, sanki hala yaşıyormuş gibi yeni anılar biriktiriyordum, böyle olsa bunu yapardı bunu derdi gibi düşünüyordum sürekli hayal aleminde yaşıyordum sonra yavaş yavaş yüz hatları kayboldu zihnimden fotoğraflar yeterli olmuyor bir insanın yüzünü hatırlamak için sonra sesini hiç hatırlayamaz oldum zamanla azaldı her şey ve kayboldu sadece varlığına dair düşünceler kaldı geriye, önceden olan ve şuan olmayan bir varlık gerçekliğini kaybetti sanki hiç var olmamış gibiydi, zihnime unutmamak için engel olamadım sanırım gerçek olan şeylerin hep olacağına inanıyoruz artık olmadığı içinde gerçek değilmiş gibi geliyor, bu düşünceye ulaşınca dünyada gerçek olan hiçbir şey kalmıyor, o değilde başka birini de seviyor olabilirdim farklı bir ailemde olabilirdi tıpkı başkası gibi yani kişilerin bir önemi kalmıyor. Önemi olan şeyi hislerim olduğunu fark ediyorum gerçeklerin sadece hisler olduğunu kişilerin değişken olduğunu, mesela anneni mi özlüyorsun yoksa anne sahibi olma hissini mi? Başka birisi de annen olabilirdi bu kurma düzende tek gerçekliğin içimizde yaşadığımız sadece zihnimizden geçen düşüncelerden ziyade hem duygularımızı hem de zihnimizi esir alan o hisler olduğunu düşünüyorum. İçerisinde duygu veya zihnin birinin eksikliği olan düşünce hiç kalıcı olmuyor ve hisse dönüşmüyor. Bu düşüncenin sonunda etraftakilerin oluşturduğu değil kendi içimdeki dünyaya erişiyorum orada sadece bana ait olan dünyayı buluyorum her şeyin anlamsızlığını aynı zamanda benim de bir her şey parçası olduğumu kabul ediyorum. Bu şekilde hem kendi hiç oluşuma hem her şey oluşuma şaşırıyorum. Sonra esiri olduğum o hisse geri dönüyorum onu ben var ettim ve yaşadım acısıyla iyisiyle kötüsüyle kalbime
deli öfkem galip
Kıraç bir şarkısında soruyordu; "Deli öfkem, kara sevdam hangisi galip?" diye. Uzun zaman bu sorunun cevabını aradım. Kalbimin önüne sevgiyi koydum, sabrı koydum, affetmeyi koydum. İnsan sevdiğinde öfkesini susturması gerektiğine inanıyor çünkü. Sanki öfke kötü, sevgi iyiymiş gibi anlatılıyor bize. Oysa kimse söylemiyor; bazen öfke de sevginin son nefesidir. Benim deli öfkem galip geldi. Ve bugün dönüp baktığımda bundan pişman değilim. Çünkü öfkem bana zarar veren şeyleri ilk fark eden duyguydu. Kalbim hâlâ bahaneler üretirken, öfkem gerçeği görüyordu. Ben hâlâ kalmaya çalışırken, öfkem çoktan gitmem gerektiğini biliyordu. Sevgi önümde diz çökmüş, biraz daha sabret diyordu. Öfke ise omzuma dokunup aynayı gösteriyordu. Görmek istemediğim her şeyi, duymaktan kaçtığım her cümleyi, kabullenmek istemediğim her gerçeği. İnsan bazen sevgisinden değil, sevgisinin büyüklüğünden kaybeder. Birini o kadar çok seversin ki kendine yapılanları görmez olursun. Kırılan yerlerini normal sanırsın. Yorulmayı sadakat zannedersin. Beklemeyi aşk sanırsın. İşte tam o noktada öfke gelir. Kapıyı yumruklayarak değil, içindeki son kalan saygıyı korumak için gelir. Çünkü öfke her zaman yıkmak istemez. Bazen sadece seni enkazın altından çıkarmaya çalışır. Bana göre en tehlikeli duygu öfke değil artık. En tehlikeli duygu, sana zarar veren şeylere rağmen sessiz kalabilmektir. Kendini hiçe sayacak kadar sevebilmektir bir başkasını. Çünkü insanı tüketen şey çoğu zaman nefret değildir; hak ettiği değeri görmediği halde kalmaya devam etmesidir. Bu yüzden öfkemin kazandığı gün aslında kaybetmedim. O gün içimde uzun süredir sürgünde yaşayan bir yanım geri döndü. Kendime olan saygım, kırılmış gururum, susturulmuş sesim geri döndü. İnsan bazı kapıları sevgiyle kapatamaz. Bazen son kilidi öfke vurur. Ve