II.Dünya Savaşı sırasında, döneminin gaz odaları ve fabrikaları ile ünlü toplama kamplarından biri olan Auschwitz'e hayatının anlamını sorgulayacak kadar uzun bir süre geçirmiş olan Frankl, bize bu en ağır ve en acınası koşulları deneyimledikten sonra hayatın, potansiyel olarak anlamı olduğunu kabul etmeyi ve olumsuz unsurları olumlu ve yapıcı bir şeye dönüştürmeyi salık verir. Kamp sonrası mesleğine devam eden yazarımız, iki bölümden oluşan kitabında ilk bölümünde kamp dönemi deneyimlerinden, ikinci bölümünde de klinik deneyimlerinden bahseder.
(*) "Kitabımın çok satan olmasını kendi başarım ve kazancım olmaktan çok çağımızın sefaleti olarak görüyorum: yüzbinlerce insan adı "hayatta anlam bulma arayışına" ilişkin bir şeyler vaat eden bir kitabı alıyorsa, bu sorunu saç diplerine kadar hissediyor demektir."
Yazarın bir televizyon röportajında : kitabınız gerçek bir çok satan oldu, bu başarı ile ilgili ne hissediyorsunuz? sorusuna verdiği bu cevap insanın anlam arayışına yönelik girdiği çabaları, hangi yoldan gideceğini bilememesi, karışık bir kafa ve karmaşık ruh haliyle hayatını idame ettirmeye çalışması, bir zaman sonra geriye doğru baktığında, geçen zamanda hayatını anlamlı kılan hiçbir şey bulamıyor olması, hiçbir ideoloji uğruna çaba vermemiş olması, ve sonunda insanın derin bir depresyona sürüklenme sürecini, yani çağımız insanının tipik sürecini özetler niteliğinde.
(**) Freud "cinsel yaşamda" engellenmeden bahsetti, Frankl ise "anlam istencine" yönelik engellenmeden
Hem Freud hem de Frankl, sıklıkla nevrotik vakalar üstünde araştırmalar yaptılar. Fakat Freud'u dışlamamakla birlikte ama ondan da biraz farklı olarak Frankl, kendi geliştirdiği ve logoterapi adını verdiği yöntemiyle, danışanın geçmişe yönelik yaşanmışlıklarıdan, travmalarından ziyade