ismet özel okuduğumdan beri şiir yazmıyorum. kalemi elime alma cesaretimi kırdı adam. nazım hikmet'le ne çok benzeştiğini düşündüm geçen. birbirilerine ne çok benziyorlar, kafaca, anlamca, şiirce. ismet özel'in de öykündüğü, şiirsediği, bir tarzı bulmak çok keyifli. elbette daha birçok isim var ismet özel'in ayılıp bayıldığı ama adını da pek anmadığı yine de nazım hikmet'in onun üstündeki etkisi beni alt üst etti.
nazım hikmet'in ilk düşünce davası döneminde stalin'e olan hayranlığı beni çok şaşırttı ne kadar komünist olsa da. insanın bir fikrin temsilinde fikirden öte bir önemi haiz bulundurduğunu tekrarla görme imkanı verdi. ve yine bilhassa kemalist isimler tarafından müthiş bir ihtimam gören nazım hikmet'in kemalizme olan mesafesi, siyasi meseleler bahsiyle de arasına giren mesafeyi daha da arttırmış. ve yine aynı adam, bakın fikirleriyle, şahsiyetiyle, sürgün edilme pahasına, ömrünün on üç senesini fedaya mecbur kalmış, mecbur bırakılmış aynı adam o çok mesafeli olduğu lidere bir şiir yazıyor. üstelik şiir basmakalıp ifadelerle bezeli. yani itibarını, nazım hikmetliğini, şairliğini, şahsiyetini özgürlüğünün ardında bırakıyor. özgürlüğüne bu denli kıymet veren bir adam, şahsiyetinin ötesinde bulan bir adamın on üç senesini duygusallığından fedaya mecburiyeti bana çok ismet özel geliyor. çok fevri, çok saman alevi bir hal gibi canlanıyor gözümde. ismet özel de fevriliğiyle meşhur bir adam. bire binle karşılık veren haliyle nazım hikmet'le ne kadar kardeş ve ne kadar başka bir ses. boynuzun kulağı geçtiği bir örnek.
bir başka benzeşen yönü, deneysel şiirleri. gayretlerine uygun temaları içermesi. biri komünizmi diğeri inancı benliği konu etmiş. her ikisi de türklükle -kendi anladıkları kavramlarla- müthiş meşgul. nazım'ın türklüğü sürgünde daha da ışıldamış. ismet