unutma dersleri kitabını dinliyorum. daha ilk cümleden falsoluyum, kitap dinlenir mi kardeşim? filmi de okuyalım öyleyse! zaten okuyanlar da var doğrusu, film okuması yapıyoruz diyorlar üstelik filmi okuyoruz demek yerine. yani beterin de beteri oluyor, ben bir şekilde sızıp devam edebilecek bir yer buluyorum burada. kitabın dili çok sade, bu benim gibi bir süredir hem iş güçten hem de okuma motivasyonunu bir süredir kaybetmiş biri için biçilmiş kaftan doğrusu. ama insan okuyamadığında, üstelik eski okuma alışkanlığına kıyasla radikal denecek ölçüde bir hiçliğe toslamışsa okumayışında, bu defa da dinlediği şey o arayı kapatsın istiyor. bir proust doyumu arzu ediyor. oysa onu da okuyamadım, dinlemesi de ayrı bir zorluktu onun. işte tam da bu sebeple benim kişisel okuma serüvenimde memnuniyetsizliklerim ve kararsızlıklarım kafamın içindeki çelişkiler dolayısıyla sürekli kafa sesimle birlikte dinlediğim kitabın gürültüsünde oradan oraya savruldum.
kitabın dili sade, olay örgüsü de aslında acayip klişe ve diğer yandan da iyi de işlenmiş. zaten asıl mesele, olaydan ziyade işlenişi olduğundan ben bu bakımdan çok yeterli buldum ancak bu kadar klişe bir şeyi dinlemek ve türk filmi tadında ilerlemek ve sanırım 80lerden birinin pop kültürüne dahil olmak falan sıkıcı geldi. ama yani proust gibi bir fulardan binbir mana çıkarsaydı da muhtemelen bir kusur bulurdum buna. sen kendini fransız edebiyatı fahri üyesi mi sanıyorsun doğru düzgün kültürünü yadsımadan temiz bir türkçeyle yazsana derdim. hepsi ayrı bir problem işte.
kadınların zihnini zaten en doğru kadınlar çözümler, bunu orhan pamuk'un doyrulamaz arzusundan da biliyorduk. haluk bilginer'in tamamiyle bir kadını oynama tutkusundan da. ancak bu çözümlemeyi hem dolandırmadan ve açık anlaşılır kaç kadın yazar yapardı