Fotoğraf çekimi yaparken yapraktan yeşil olmuş ıslak bez değmişti kitabın başına gelmeyen kalmadı.😭 Üstelik kitap kuzenimin mecburen yenisini alacağım. 🥹 Ayrıca kitapta yazara kızdığım alıntı bu İvan Fyodoroviç sanki kardeşinin dediklerini duyma gibi sürdürdü konuşmasını: — Aklıma ne geldi, geçenlerde Moskova'da karşılaştığım bir Bulgar, Slavların toplu olarak ayaklanmasından Türklerle Çerkezlerin, Bulgaristan'ın her köşesinde yaptıkları caniliklerden söz etmişti bana; yani yakıp kestiklerinden, kadın ve çocuklara nasıl tecavüz ettiklerinden, mahpusların kulaklarından duvara çivileyip onları nasıl o halde sabaha kadar beklettiklerinden, güneş doğunca da onları astıklarından ve akıl almayacak daha bir sürü şeyden... Kimi insanda "hayvanca" bir zalimlik olduğundan dem vururlar ama hayvanlara yapılan korkunç bir haksızlık, bir hakarettir bu. Bir hayvan asla insan gibi zalim olamaz; böylesine ustalıklı, böylesine sanatsal bir zalimlik insanda olur sadece; bir kaplan yalnızca parçalayıp kemirir. İnsanları kulaklarından duvarlara çivileyip gece boyunca öylece bekletmek, yapabilecek olsa bile aklının ucundan geçmez. Ne diyordum... şu tatlı zevk düşkünlüğünden gözü dönen Türklerin eziyetlerinden çocuklar da nasibini alırmış; onlara ettikleri eziyetler, yavruları henüz analarının karnındayken söküp almaktan, minicik bebekleri şöyle bir yukarı hoplatıp, analarının gözü önünde öldürmeye kadar varırmış. Ah, bir de beni pek çok ilgilendiren bir tablo vardı. Gözünde bir canlandır: Tir tir titreyen annesinin kollarında el kadar bir bebek, etraflarında da içeri giren Türkler... Neşeli bir numara yapmak düşüyor akıllarına: Bebeği okşuyor, gülsün diye gülüşmeye koyuluyorlar ve beceriyorlar da... bebek gülüveriyor. Hemen o anda Türk, tabancasını bebeğin yüzüne doğrultuyor, namlu ile
Reklam
paptircem’in artık paptircem adını kullanmamasının çok üzücü olduğunu artık dile getirmek zorundayım. not: 24 yıllık paptircem hayranıyım
Her rüyanın aynı salı öğleden sonra gerçekleşmesini beklemiyorum. Zamanlamayı anlıyorum. Mevsimleri anlıyorum. Bazı şeylerin yapımının yıllar alabileceğini anlıyorum. Ama aynı zamanda inanıyorum ki, bir gün, bugüne kadar inşa ettiğim her şey aynı yaşamda bir araya gelebilir. Ev gibi hissettiren bir aşk. Beni heyecanlandıran iş. Bana özgürlük veren para. Beni besleyen dostluklar. İçinde yaşamaktan mutluluk duyduğum bir beden. Huzur. Neşe. Arzu. Amaç. Birini diğerine sonsuza dek feda etmek zorunda olduğum fikrini kabul etmeyi reddediyorum. Sevilmekle başarılı olmak arasında seçim yapmak zorunda olduğuma inanmıyorum. Yumuşak olmakla güçlü olmak arasında seçim yapmak zorunda olduğuma inanmıyorum. Anlamlı bir yaşam ile karlı bir yaşam arasında seçim yapmak zorunda olduğuma inanmıyorum. Belki bugün hepsini kaldıramam. Belki bazı parçalar diğerlerinden önce gelir. Belki bazı hayaller diğerlerinden daha fazla zamana ihtiyaç duyar. Sorun yok. Yapmayacağım şey ise, bir şey henüz gerçekleşmedi diye daha azını istemem gerektiğine kendimi inandırmak. Kıtlığı bilgelik olarak adlandırmayacağım. Hayal kırıklığını olgunluk olarak adlandırmam. İsteklerimi mevcut koşullarıma uydurmak için küçültmeyeceğim. Bugün her şeye sahip olmamam, gelecekte her şeye sahip olamayacağım anlamına gelmez. Ve çocukluğumdan beri süregelen bu inanç beni çok şeyin üstesinden getirdi. Çünkü daha dolu bir hayatın mümkün olduğuna gerçekten inandığınızda, yetinmek gereksiz gelmeye başlar. Daha iyi bir aşkın var olduğuna inanıyorsam, doğru olmayan bir aşka neden tutunayım ki? Anlamlı bir başarının mümkün olduğuna inanıyorsam, beni tüketen bir işte neden kalayım ki? En derin arzularıma sırf beklediğimden daha fazla sabır gerektiriyor diye neden ihanet edeyim ki? Bekleyebilirim.
Substack
Kendime NOT!!!
Çok merak ediyorum ??? Neden ben uyurken hiç kimse saygı duymaz; gürültü , kavga, ses önemli değilken, Kendileri uyuduğunda benden saygı bekler ki ??? Çok mu saygısızım da o saygı bende üzerine iki beden büyük ablanın tişörtünü giymişsin gbi mi durmuyor? Yada görülmediğim için !!! Heryy gbi pelerinim var benim gizli güçlerim olmasa bile görülmemeyi iyi bilirim .
Yazmak Yetmez Nasıl Yazdığın Önemlidir
13-18 yaşlarım arasında yaklaşık beş yıl boyunca günlük tuttum. O dönem bunun bana iyi geldiğini düşünüyordum. Ancak zamanla yazdıklarımın beni ileri taşımaktan çok geçmişteki duygulara ve olaylara bağladığını fark ettim. Sürekli aynı düşünceleri ve hisleri tekrar etmek, bazı yaraların iyileşmesine değil, canlı kalmasına neden oluyordu. İşte o noktada günlük yazmayı bıraktım. Daha sonra yazmanın yalnızca duyguları boşaltmak için değil, aynı zamanda düşünce biçimini geliştirmek ve değişim yaratmak için de kullanılabileceğini öğrendim. Yazının dönüştürücü gücüne dair yöntemleri ve teknikleri keşfettikçe, nasıl yazdığımın ne yazdığımdan daha önemli olduğunu fark ettim. Kendime farklı sorular sormaya, olayları farklı açılardan değerlendirmeye ve çözüm odaklı yazmaya başladım. Değişim de tam olarak burada başladı. Çünkü yazmak tek başına iyileştirmez; nasıl yazdığınız, neyi beslediğiniz ve dikkatinizi nereye yönlendirdiğiniz belirleyici olur. Not: Dilerim ki bu yazdıkların bir farkındalık oluşturur ve size faydası olur. İnsan denen varlık karışık zor ama “insanlığı” çok seviyorum.
Duygu ve Düşünce
Reklam
Reklam