Dilara

susup sessizliğine bakabilir misin aynalardan düşen tanrı suretlerine bir avuç tuz alıp madenin derinliğine serp ürperen gölgeni bastır kanayan yerlerine zaman bahçenin bir ucundan giriyor basamaklarında oyalanıyor yıkılacak bir evin sen ey! çadırını söküp rüzgâra savurduğu mendilin peşi sıra eski ayakizlerinde yeni bir yol arayan adam bir mezar ürpertisi gibi durup resmine bakabilir misin?
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
sabır suya düştü gece dağıldı köpürerek akan suda düşüncelerim sana değince çok uzaklardan bile olsa dağılan ben miyim yoksa ne?
aradığım şeyi bulabilir miyim... gözlerinizde sönük bir isyan kokusu, insan nasıl da yanılıyor suyun rengine dalıp gidince akşam kim bilir kaç güneşi eskitmiş pencerenizde aynalar mı diyordum, hep durduğu yerde zaman ilkbaharı arıyor kendi geçmişinde
ben seni izliyorum, gölgeni güneşin yağmura vuran gölgesini fildişinden bir taş gibi öpüyorum seni yani seni diyorum öpmek akıp giden suyu suda oynayan ışığı ışığı ışıkla dolduran aşkı, adını gömüyorum sessiz çığlıklara, suya, uçurumlara sen avuçlarından gizli kuşlar geçiren bilmez misin ki bulut bir balık sürüsüdür o göksel denizde ben seni izliyorum nicedir daldırıp ellerimi o bulutların arasından çekip çıkarmak için seni Şiirler 2 (1985-1995)
Yaşlanmış ağaçlar vardır park köşelerinde hani bilirsiniz Dalları uzak denizleri gözler durur Eski anılar canlanır köklerine vurunca rüzgâr İçimiz çürüse de, bir bardak şarap için kalkar gideriz Bizi hor görmeyin geç saatlerde sokak köşelerinde Kaldırım kenarlarında kaymış gözlerimizle En uzak yolumuz bu artık gide gele Evle iş arasında, üç kuruşa. bunun için içeriz (...) Bilir misiniz en eski şarap bile tutmaz insanı denizin tuttuğu kadar Uzaklaşmak gerek, gitmek bir yerlere, her yanda taş duvarlar Her yanda kalbini cebinde taşıyan türlü beyinsiz İş güç, çoluk çocuk, işte bunun için içeriz