Dilara

ben seni o yıldızın altında bulamadım ben seni (...) akışına taptığım tarih tarihe karışmıstı secde ettiğim cedel ecele dönüşmüştü kafatasımda taşıdığım sarmal akıl dolanmıştı anlayamaz olmuştum sıradan ve sade şeyleri mesela iki kişinin bir akşam vakti bir denizi özlemesini
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
feryatları duymadığımız menzile parça parça ettik sonunda bu şiiri de turgut uyar götürme hiç beni artık bir yere
güneşe arkalarını dönerek oturuyorlar (...) fırtınada iskeleleri yıkılıyor parçaları denize dağılıyor hava durulunca tahtaları topluyorlar herkes kendi tahtasını tanıyor iskelesini yeniden yapıyor ayağını sürüyerek yürüyen hangi ihtiyara ti kanis diye sorsan kala ime diye cevap veriyor ne zaman vurgun yediğini tarihiyle hatırlıyor
ah kızkardeşim kan kardeşim ruh kardeşim yaşarken kaybettiğim ölürken bulduğum eşim ben kötürüm ağabeyin sen koltuk değneğim sen şefkatli hemşirem ben lanetli kördüğüm mücrim oldum tacir oldum kokular süründüm çöl geçtim deniz geçtim susadım altın içtim dilim yandı sustum suskunluğuma değer biçtim cennete sövdüm cezamı ağır ağrıyla çektim çadırımı yıktım güneşin battığı yere geri kaçtım beni çok yukarıdan kestiler ama seni kazandım dizinde imana geldim gözlerinin gerdeğine yattım dallanıp budaklanan o bin soruyu unuttum gitti başımda vızıldayan yüz pis sineği unuttum gitti hayat nedir bilmemişim senden öğrendim sanat nedir sabır nedir açlık ve sonsuzluk aşk nedir bilmemişim ellerinden içtim öğrendim
Sayfa 175·Kitabı okudu
Şiir
hey gidi çağdaş asfalt ürpertilerinin sulu gözlü tedirgin iksiri nasıl da mayıştırır her telden çalan yalnızlığımı geçer giderim kaldırımlara serili rengarenk pazar mutlulukları arasından içimde otobüslerin gül kokulu karmaşası gökyüzünde sarsak bir güneş çoğaltır hummasını barok ürpertilerle gün caddelerde (...) e canım hüzündür bu getirir cırlak bir haziranı gözlerime doldurur böyle yürürken dört başı mamur melâller içinde bilmem nasıl olur usulca gelirsin işte (...) ve içimin azgelişmiş mucizesi kocaman bıyıklı isyanlar yaratır bundan alır o anlaşılmaz esmerliğini bereketli meydanlara çizer (...) artık gözlerim kalabalığa alışır