Sabahın içinde bir kuş sesi
Doğuşun habercisi dönüp duran tek başına
Uçsuz bucaksız evren yaşamı saran ince deri
Bir gümüş dumanı örttü çiçeği
Ve kendi içinde kendi eytişiminde
Doğanın kendi saatleri
Ey eski ve dayanıksız yaşam
Sürüp geldin acının kanadında
(...)
Ne ağla ne yerin artık ölüm örttü günü
Yitik çocuklar aşınmış kelimeler
Kadınlar geçer yorgun bir rüzgâr gibi
İnsanın camdan soluğu sokaklarda
Grevlerde metalurji işçileri
Utku aydınlığı gözlerinde
Çürümeler kırık yürekler yüzler
(...)
Güzlerin uzaklığına girmişsen eğer
Varırsan ovada akkavaklara
Çığlıklar uğultular unutulmuş sular
Ölüme yer verme amansız belleğinde
Direniyorsun acının güne dönüşümünde
Yanında yaşamı kutsayan ellerin
(...)
Direniyorsun zamanın ortasında
Kendi kendisi olabilmesi için insanın
Bakamam gözlerinin içine bakamam
Anıların bırakıyor seni
Sokaklar sessiz evler çarşılar arasında
Günlerin yanık kâğıtları arasında
Yaşamı daha kutsal kılmak görevi bizim
Güzü daha güz kılmak yazı daha yaz
(...)
Kim getirdi bu ıssızı bize
Kim verdi soğuk külünü günün
Kapkara bir nehir gibi akan acıyı
Yavaşlığını türkünün
Yüreğin demirini kim
Duyuyorum kimsesiz kıyılarda
Uzayan sesini yüreğin
Yeni yaşamı duyuyorum başlayan isteği
Gece geçildi artık
Varıldı umudun şafağına
Ilık bir güz sabahında
Ölen ve yeniden doğan dünyada
Yağmurlu çimenler gibi yüreklerimiz
Ilık diri aydınlık
Geceye bakıyoruz
Bir ölüye bakar gibi uzaktan
Toprağın üstünde ağır bir ıssızlık
Açık bir kitap gibi yaşam önümüzde
Alanda tozlarda sürükleniyor zaman
(...)
Bir yalvaç bekleyişi her defasında
(...)
Geceye dökülen küller ağza gelen kan
Değişmeyen bilinci taşların
Bileceğiz artık bileceğiz
Düşlerden geleni gerçekten geleni
(...)
Yaşamı üretmiş ellerimiz
(...)
Sevince yöneldik biz
Bizimdir yengi gün ortasında
Yeryüzü bizimdir