Dante buzu, yani mutlak yokluğu, hiçliği en büyük cezalara hak kazanmış günahkarların işkence çektikleri Cehennem’in en derin ve izbe bölümüne koymuştur.
Dante’nin İblis’i insanı baştan çıkarmak için hiçbir zaman çaba harcamaz. Dante’nin İblis’i sadece cellattır. Faust’taki Mephisto, Kayıp Cennet’teki Şeytan’dan bu bakımdan ayrılır.
Dante’nin düşlediği cehennemde insanları cezaya çarpan Tanrı değildir. Aslında zaten ceza diye bir şey yoktur, ceza dediğimiz şey bir tercih konusudur. Günahkarlar tüm kurtuluş kapıları ardına kadar önünde açık dururken Araf’a veya Cennet’e gitmek istememişler, acı çekilen yeri yani Cehennem’i tercih etmişlerdir. Kullarından işledikleri günaha karşılık öç alan Tanrı değildir. Günahkar kullar bağışlayıcı olan Tanrı’ya sığınmaktan kaçınmışlar, bir başka deyişle kendi kendilerini cezaya çarptırmışlar.
Acılarını avutmak için başvurduğu tüm çabaların boşa gittiğini gören şair sonunda büyük bir gerçeği kavramayı başarıyor: Bu gerçek, selametin Tanrı’ya iman etmek olduğudur. İnsanların sayısız haksızlıkları, kaderin türlü cilveleri yalnız iman kalesinin ününde kırılabilir. İnsan o kaleye sığınıp yaralarını sarmaya, acılarını dindirmeye bakmalıdır.