Dünyada hiçbir yer, tarihin insan tortusunu, göğsüne bu kadar sindirmiş olamazdı. Belki beş bin, belki on bin yıldan beri buradan her geçen buraya kendinden bir şey bırakmıştı.
O günlerde bu duvarların ötesi, gene kaynaşıp duruyordu. Kuzey ovalarında patlayan kızıl bir ihtilal, Derbent kapılarına doğru hızla kayıyordu. Yecüc Mecücler gene, açılsın diye, kapıları zorluyorlardı...
Bozkırlarda gene bir şeyler kaynaşıyordu. Derbent gene sarsılmıştı. Derbent sarsıldığı zaman ise dünya, bir şeylere gebedir.
Kaç gündür Derbent'teyim. Derbent, Hazer Denizi'yle Kafkas Dağları arasında tarihin ve dünyanın kilit noktalarından biridir. Çocukluğumda dinlediğim masallarda adını o kadar çok duyduğum "Kafdağı"nın kapısı işte burasıdır. Masallara göre Yecüc-Mecücler, bu duvarların ardında yaşarlar ve açılsın diye daima da kapıları zorlarlardı.
Ulusa öncü olacakların, her ne olursa olsun amaçtan dönmemeleri, ülkede barınabilecekleri son noktada, son nefeslerini verinceye kadar, bu amaç uğrunda fedakarlığa devam edeceklerine daha işin başında karar vermeleri gerekir. Kalplerinde bu gücü hissetmeyelenlerin girişimde bulunmamaları elbette daha isabetli olur. Çünkü aksi durumda hem kendilerini ve hem de ulusu aldatmış olurlar.