my god
is not waiting inside a church or sitting above the temple's steps my god
is the refugee's breath as she's running is living in the starving child's belly is the heartbeat of the protest my god
does nót rest between pages written by holy men my god
lives between the sweaty thighs of women's bodies sold for money
was last seen washing the homeless man's feet my god
is not as unreachable as they'd like you to think
my god is beating inside us infinitely
Annesi -anneannem- ketum, çekingen, silik bir insandı - tam bir kadından beklendiği üzere. Alçak sesle konuşur, yemek yapar, temizlik yapar, ailecek yenilen yemeğin sonuna doğru ortadan kaybolur, erkekler şaraplan-nt tazeleyip sohbete devam ederken mutfakta bulaşıkları yıkamaya koyulurdu.
Şimdi Morris onun on ikinci kata doğru yorulmak bilmeden merdivenlerden yukarı koştuğunu duyabiliyordu. Morris alt taraftaki paternoster'a atladı. Onuncu katı geçerken Masters hızla yanında bitti, göz ucuyla onu gördü, kayarak durdu ve Morris'in üstündeki kampartımana atladı. Morris altıncı kata indi, sahanlığı geçti ve dokuzuncu kata çıktı, karşıya geçti, se kizinci kattan aşağı in erek etrafın temiz olup olmadığını ko nt rol etti, temiz olduğuna karar verdi ve yeniden çıkmak için yedinci kata çıktı. Yukarı çıkan paternoster'a binrnek için sa hanlıktan adarken Masters'a çarparak çevik bir şekilde kendini ters yöne aktardı.
Morris dokuzuncu kata çıktı, karşıya geçip altıncı kata indi, onuncu kata çıktı, dokuzuncu kata indi, on birinci kata çıktı, sekizinci kata indi, on birinci kata çıktı, onuncu kata indi, yu karı ve tepeye çıktı ve on ikinci kattan aşağı indi.
"Ve bunun bitmesini ne kadar istediğimi düşünmeye başladım.
Sadece bunu düşünmek zorunda kalmamak istiyordum.
Beklemeye daha fazla dayanamıyordum.
Beni ne kadar yalnız hissettirdiğine de."
—
And I started to think how much I wanted it to be over. How much I just wanted to stop having to think about it. How I couldn't stand the waiting any more. I could'nt stand howalone it made me feel.