Herkese Merhaba,
Canavarın Çağrısı bittiğinde benim için gece biraz daha sessizleşti. Kitabı kapattım ama içimde bir şey kapanmadı; sanki bazı duygular karanlıkta yer arıyordu. Okurken sık sık kafam karıştı, neyin gerçek neyin Connor’ın zihninden geldiğini ayırt edemedim. Hatta bir an, Connor’ın hayatta olup olmadığını bile düşündüm. Ama sonra anladım ki bu belirsizlik hikâyenin amacıydı; çünkü yas net olmaz, insanın zihni de acı içindeyken aydınlık çalışmaz.
Connor’ın yalnızlığı gecede daha ağır geliyor insana. Okulda yok sayılışı, Harry’nin sessizliği, kimsenin onunla göz göze gelmeye cesaret edememesi… Bunların hiçbiri bağırmıyor ama hepsi derinden incitiyor. Connor’ın öfkesi beni korkutmadı; aksine tanıdık geldi. Bazı geceler insan iyi olmayı değil, sadece görülmeyi ister. Connor’ın kavgası da tam olarak buydu.
Finale geldiğimde her şey yerine oturdu ama içim ferahlamadı. Gerçekler aydınlandı, evet, ama bu aydınlık sabaha benzeyen bir aydınlık değildi; daha çok gecenin içinde kabullenilmiş bir karanlık gibiydi. Connor gerçeği söylediğinde canavar sustu. O an ben de sustum. Onunla birlikte üzüldüm, onunla birlikte tutmayı bıraktım.
Bu kitap bittiğinde geriye bir hikâye değil, gecenin içinde uzun süre kalan bir his kaldı. Canavarın Çağrısı, bazı vedaların sessiz olması gerektiğini ve acının her zaman geçmediğini ama kabul edildiğinde insanı daha az boğduğunu fısıldayan bir kitap.