TEKANLAMLILIK
(DELEUZE, 1968)
Tüm bireyleştirici farkları ve içsel modlulukları için, varlığın bir ve aynı anlamda söylenmesi.
TARİHÇE
Tekanlamlılık kavramının kaynağı, Jean Duns Scotus'un (1266-1308) sorduğu belirli bir sorudur. Dönemin tüm teolojisinin geçerliliği, bu basit ve mantıksal soruya dayanır. Bu soru, metafiziğe yeni alanlar da açar: Sonlu ve yaratılmış olan varlığın var olması, sonsuz ve yaratılmamış olan varlığın, yani Tanrının var olmasına nasıl katılabilir? Varlıkla Tanrı nasıl ortak bir var olma hâlini paylaşabilirler, hem de bu hâl her belirlenimde farklı modluluklar almayacaksa? Duns Scotus böylece yürürlükteki analojiyi de reddetmiş olur. Varlık, bir birimin tanımını bulacağı ortak, benzer bir varoluşa etkili bir şekilde sahip olamaz. Ortaya konan bu problemle birlikte, mantık metafiziğe yatırım yapar ve onu bilim olarak tesis eder (LP 1988, s. 13-15 [16-18]).
Duns Scotus'un tekanlamlılık kavramını yaratarak verdiği yanıt, bu zorluğu mantıksal bir çözüme kavuşturur. Tekanlamlılık, farklı varolanlar için, varlıklar ve Tanrı için ortak olandır, bunların farklarını tam da içsel olarak kavrayandır. Bu ise, analojinin aksine, tekanlamlılık kavramının var olması için bir şeyde tikel ve bir bütün olarak cisimleşmesinin gerekmediği anlamına gelir. Tanrı, aynı anda hem varlıktadır hem de değildir. Tanrının yaratılmış olmaması gibi, varlık da sonsuz değildir. Yine de Tanrı, varlıktadır, tıpkı varlığın Tanrıda olması gibi (a.g.e., s. 95 [107]). Demek ki varolanın fark olarak ifadesi yine varolana aittir. Bu aitliğin ilkesi, tekanlamlılıktır.
Varolanın edimselliği olarak form, böylece hep tekil ola caktır. Aslında form, ancak ifadesi son derece değişken olan bir varolanın etkisi altında kendini gösterecektir. Bu form, açık kalacaktır, başka bir deyişle