"Anlatmadan bir șey sorayım dedi Halit. İnsan kendi kendine verdiği, başkalarının kulağına da fısıldamadığı bir sözü, n'olursa olsun tutmak zorunda mıdır?"
Yüz yıl önce "modern olmak" demek, mümkün olan "en üst mükemmellik aşamasına" ulaşmaya çalışmak demekti - şimdi ise sonu gelmeyen bir gelişme süreci, ulaşılabilecek bir nihai amacın ve böyle bir isteğin olmaması demek.
Ve yine, eğer siyasal bir ideoloji, bir iktidar tecrübesiyle bitebiliyorsa, bu ideolojinin özneleri, bu tecrübeyle bütün ideolojik kaygılarını ve amaçlarını gerçekleşmiş olarak buluyorsa, o vakit birbiriyle mütenasip olmayan çeşitli fikir parçacıklarının bir araya getirildiği bu sinkretik "bütünün", yüceltildiği anlamıyla bir ideoloji olup olmadığını sorgulamak durumundayız. Bu durumda sözkonusu ideoloji ya çok başarılıdır, çünkü siyasal iktidarı elde etmeyi amaçlamış ve elde etmiştir veyahut tam da bu yüzden, aynı zamanda, başarısız olmuştur, çünkü iktidarı ele geçirmek dışında başka bir "arzusu"nun kalmadığı açığa çıkmıştır. Aynca unutulmamalıdır ki İslamcılığın "biyolojik ömrüyle" ilgili tartışmaların arkasında yatan esas nedenlerden birisi de, İslamcı entellektüellerin kendi pozisyonlarını mutlaklaştırmaya yönelik stratejileridir.
Tekrar durdum. Niçin bırakıp gidemiyordum? Kırk lira aylığı mı feda edemiyordum? Yoksa Hamdi’ye karşı ayıp bir harekette bulunmuş olmaktan mı çekiniyordum? Hayır! Aylardan beri süren işsizlik, buradan çıkınca nereye gideceğimi, nerede iş arayacağımı bilmemek. Ve artık tamamıyla pençesine düşmüş olduğum bir cesaretsizlik… İşte beni o loş koridorda tutan ve oradan geçecek olan diğer hademeyi beklemeye sevk eden bunlardı.
Yine bu yüzden yazma ve okuma etkinliğine girişmekle yazar ve okur konumlarımızın kolayca birinin diğeri yerine geçmesini sağlayacak bir yolu açmış oluyoruz. Çünkü eğer ben senin senliğini gözeterek yazıyorsam, sen de benim benliğimi gözeterek okuyorsun. Giderek sen bendeki seni yazdığın kadar ben sendeki beni okuyorum. İki koldan başlatılmış aynı arayışın ortasındayız.