Lakin şurası muhakkak değil mi ki iradenin zayıflığı bir hastalık şeklini almadıkça, manevî kuvvetlerin sarsılması gerçek anlamda fizikî ızdıraplarla beraber olmadıkça hiçbir şahıs tembelliğini, bencilliğini ve kararsızlığını hekimlerin müşfik ve iyileştirici ellerine teslim etmez.
Buna da en çok ben dayanamıyorum, bize en çok gene ben kızıyorum. Bütün gevşeklik ve yumuşaklığın yanı sıra insafsızca bir yalnız bırakma yüzünden birbirimizi yersiz hırpalamalarla zayıf düşürüyoruz, bırakın zaman her şeyi halletsin.
İnsan kendi kendisinin aynası olabilir mi, diye düşünüyorum. Eğer bu mümkünse, insan kendi kendinin dışına çıkma imkanına sahip demektir. Ben şimdi bunu deniyorum. Kendi kendimden kaçıp kaçamayacağımı denemek istiyorum.
Önce sükût vardı, kelam değil, "Tanrı sükûttur" diyor bir Hint bilgesi. Söz, iki sonsuz arasında bir çırpınış. Hayat gibi sıcak ve dost. Kutupların sessizliğinden bana ne?