Gerçek ilmin yolu sonsuzluğun dünyasından geçiyor. Bilen, varlığı didik didik eden duyguların hepsinden kurtulmuştur. Zindanda, Cennette gibi mesut yaşar. Her halinde sonsuzluğun huzurunda olduğunu bilir. Izdırabı içinde o yine düğündedir, dâvettedir. Bütün dünya nimetlerinin bir paslı çividen farksız olduğunu bilir.
Bilen, gururdan, kinden ve bütün hırslardan soyunmuştur. Bilen bahtiyardır. Ne mutlu bildim diyene...
Bütün varlıkları hayattan şikayet ettiren tatminsizlikler, sonsuzluğa dalamayışımızdan doğuyor. Şu bütün sonu olan varlıkların âlemine varlığı hapseden perdeleri yırtarak sonsuzluğun kapısını kendi açabilen insan, orada gerçek murada erecektir. Ve ancak o perde açıldıktan sonra eşyanın gerçeği anlaşılacak, hâdiseler asıl mânalarını kazanacaklardır: Hayatın bir deneme sahası, ölümün bir istasyon olduğu oradan sukûnetle temaşa edilecektir....
Doğru dürüst bir yaşamım olsaydı, bambaşka bir insan olurdum. Bu doğru dürüst hayatın nasıl olacağına gelince; bunu bay fusi'nin kendisi de bilmiyordu.