Dostoyevski'nin Suç ve Ceza dan sonra okuduğum ikinci kitabıdır Yeraltından Notlar. Kitaptaki “yeraltı” ifadesi ile bilinçaltı ve kişilerin iç dünyasını kast etmiş. Eserini yeraltı diye ifade ettiği kötümser, karamsar ruh hali ile yazan romancı, bu eserinde kendini maddi âlemden kopararak kendi “yeraltına” iç dünyasına kapanan insanlardan tiksinen, insanları hiç sevememiş bir kişinin iç çatışmalarını ve hezeyanlarını dile getirmeye çalışmıştı.
İlk bölüm bizzat anlatıcının dünyasının, düşüncelerinin aktarıldığı bölümdür. Yeraltı dünyası anlatılır. Yeraltı; kendine ait bir dünya, bir gizil köşe, insanları izlediği bir kuledir. Anlatıcı burada kendini toplumdan ve sistemlerden soyutlamış, kendi kabuğuna çekilmiştir. İnsanları, toplumları, medeniyetleri, hayatı, şükretmeyi sorgular; yalanlar söyler ve doğrularını anlatır.
‘’Kötü biri olamamak bir yana, herhangi bir şey olmayı da beceremedim: Ne kötü ne iyi, ne alçak ne namuslu, ne kahraman ne de haşerinin biriyim. Şimdi bir yandan köşemde pinekliyor, bir yandan da acı, faydasız bir teselliyle avunuyorum: Zeki insanlar asla bir baltaya sap olamaz, olanlar yalnız aptallardır. Evet efendim, on dokuzuncu yüzyıl adamı en başta karaktersiz olmalı, böyle olmaya manen mecburdur; karakter sahibi, çalışkan bir insansa oldukça dar kafalıdır. Kırk yıllık ömrümden sonra bu inanca vardım. ‘’
İlk bölümde anlatılanlar, ikinci bölümde yaşanacak üç ana olayın temelini oluşturur. İlk olay, anlatıcının bir subayla yaşadığı problemdir. İkincisi, arkadaşlarıyla kötü olduğu bir akşam yemeğidir. Üçüncüsü ise, genç bir kadın olan Liza ile yaşadığı tecrübedir. Ayrı ayrı olaylar da olsa bir şekilde birbiriyle ilişkili olan bu olaylar; anlatıcının paradoksal karakterini, kendini sayıklama hâlini, iyinin kötünün evrilmesi problemini deşifre