Martıların çığlık çığlığa sorti attığı denizde gün batımını izledik sessizce. Yanımızda termosta earl grey çayımız, cam fincanlarımız ve elbette bu saatlerde sahil sakini olmus herkesin elinde olan çiğdemlerimiz vardı. Siyah, uzun ince Kıbrıs çiğdemini eskisi kadar rahat bulamazken yakında bir pastaneye giderek Selanik gevreği aldım. Kurutulmuş meyveli kek dilimlerinden oluşan bu atıştırmalık babaannemin her akşam dedeme aldırdığı peksimetti işte diye anlattım. Geçmiş geçmiyormuş demek ki diye düşündüm. Anılarla, alışkanlıklarla biraz da özlemle içimizde yaşatıyoruz onu. Ve biz de çay rutinlerimize bisküviden ziyade bunu ekleme kararı aldık. Annem olsa en süngerinden gerçek bir kek, mayalı poğaça olurdu elimizde ama bahtımıza yazılan gurbet bizi burada da bulmustu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Şehirde karnım mı acıktı, gidip alıyordum ekmeği bakkaldan. Şimdi burdayım oturup mecbur ekmek yapmam lazım. Haftada bir ekmek yapıyorum. Ekmek yapmak kolay mı, kaç saatimi alıyor benim. Hamur mayalansın diye bekliyorum. Ekmek pişkin diye bekliyorum. Bir bakıyorum akşam olmuş. Ne yaptın Selime? Ekmek yaptım.
Bir taşım tarhana çorbası kaynatıyorum bazen. Küçücük bir tencerede, bana yetiyor. Zaten ne kadar içeceğim ki? Ama üstüne ille de nane ekmem lazım. Bir tutam nane ama o da lazım. Nane olmadan tarhana olur mu? Çorbanın üstüne nane ekeceğim diye bahçeye nane ekiyorum. Sonra topla onları, kurut, ufala... Bir çorbanın üstüne nane serpeceğim diye kaç gün uğraşıyorum. Kasabada olsam ne olacak? Git bir marketten al bir paket, bir sene kullan.
"Belki en güzel yılın olur bu. Yaraların kabuk bağlamaz, hayat buna izin vermez. Ama korkma. Onları nasıl soracağını daha iyi öğrenirsin belki. Gittiğin her şehir kucaklamayabilir, yine de bilirsin ki döndüğünde seninle sohbete oturacak bir evin var burada. Gidenlerin gülüşleri aklına düşer, kimsenin sesini unutmazsın, öfkeye yenik düşmez anıların. Gün konuşarak doğar, gece sessizlikle batar. Belki yaz erken gelir. İyiliğin şelalesi coşar, umut balkonundaki saksılardan taşar. Olur ya, her yürüyüşünde, insanların önemsiz bulduğu o küçük anlardan birine rastlarsın yol kenarında. Saatine her baktığında duvarlar kaybolur. Belki bu yıl, hayatını bir hayvan olarak yaşayabileceğini öğrenirsin. Kötülükleri unutur, her sabah başka bir ağacın dibinde doğrulursun. Bir kedinin sözüne ne kadar güvenirsin bilmem ama dedim ya, belki de bu yıl en güzel yılın olur."
Peki ehlileştirilmiş bir animus kadına ne verir? Eğer kadının eleştirel gözle bakarak animusun sınırlarını anlarsa onu bilgi ve gerçeği keşfetme yönünde harekete geçirebilir. Animusu ile bütünleşen bir kadın eleştiriyi bırakır, manevi derinlik kazanır, cesaret, doğruluk ve girişimci bir ruhla hayatını zenginleştirecek yeni bir yol inşa eder: Yaratıcı cesaretle donanmış bir animus, kadını yaratıcı fikirlere erkeklerden daha açık hale getirir. Kadim zamanlarda bilici denen kimselerin, falcıların, kehanette bulunanların sıklıka kadın olması bununla ilişkilendirilir.