Karadeniz'in kuzey bozkırları bilinen en eski zamanlardan beri muhtelif Türk boylarının göç güzergâhları üzerinde bulunuyordu. İskit çağından başlayarak fasılasız bir biçimde Orta Asya'dan Avrupa içlerine kadar uzanan bu göç dalgaları dünya tarihinde derin izler bıraktığı gibi pek çok milletin şekillenmesinde de etkili olmuştur.
Bilindiği üzere Türk tarihini başka milletlerin tarihinden ayıran en büyük özellik, Türklerin en eski zamanlardan beri dünyanın muhtelif bölgelerinde devletler kurmak suretiyle, kendilerine benzemeyen medenî, yarı medenî veya gayr-ı medenî halklarla yoğun bir şekilde temasa geçip etkileşimde bulunmuş olmalarıdır.
Unutulmaması gereken önemli bir konu da evrimsel biyolojide hiçbir canlının, türün, âlemin, şubenin, cinsin “ilk bireyi" bulunmadığıdır. Bu nedenle ilk insan, ilk hayvan, ilk bitki, ilk mantar gibi kullanımlar özünde hatalıdır. Çünkü hiçbir tür, bir diğer türe doğum yapmaz. Bu yüzden o türün “ilki” görülmez. Hiçbir âlem, tek nesilde başka bir âleme dönüşemez. Dolayısıyla Dickinsonia da hiçbir zaman "ilk hayvan" olarak anılmayacaktır. Anılsa da burada söylenmek istenen, aslında "bilinen" en eski hayvan türü olduğudur. Yani asıl anlatılmak istenen "elimizdeki en eski bulgudur."
Çünkü evrim tarihi aslen yok oluşlar tarihidir. Görece kısa bir zaman diliminde görülen yüksek orandaki yokuşlara "kitlesel yok oluş" veya "kıyamet" tanımı yapıyoruz.